Zamanın Mitolojik Dogması

Derin mitolojik zamanların yorgunluğunu taşıyor ellerim,

Bedenimin günah çuvalından farkı yok.

Ruhumu hafife almışım,

Bir denizin ortasında senelerce durup çürüyen

Ağırlaşmış namus algısından yontulan bir kayık gibiyim.

Müebbet yedirmişler kalbime,

Semadan kara bulutlar akıyor gözlerime.

Tanrılar yontmuş oysa mermer taşlarından göğsümü,

Bir sigara izmaritinin bastırılması kadar acıtıyorlar düşüncelerimi.

Soysuzlaşmış insanlar ordusuna sesleniyorum,

Yaptıklarınızın ardınıza kalması kâfi de olsa

Bir gün siz boğulacaksınız o günah torbasında.

Sizler ki o kutulaşmış kafalarınızla algılayamıyorsunuz dünyayı.

Bu dünya soğuyor işte.

Kayaların ardına saklanıyor ruhum,

Kayaların ardında sorguluyorum sizleri, evimi, yalnızlığımı ve kederimi.

Kederim bir yakut gibi parlıyor ömrümün çıkmazında.

Buralarda yalnızım,

Yalnızlığım koynuna alırken beni büyütüyor en umulmaz yolculuklarımda.

Hiç kimse kadar yokken herkes kadar var olmayı öğrendim.

Öğrettiler bana.

İşte bu nedenle de tarihe karışıyorum gittikçe,

Bir deniz kıyısındaki dalgaların derinlerde kayboluş efsanesini anlatıyorlar,

Eski mitolojik zamanlardan geliyorum…

Ruhun maddi olduğu sonsuz Zeus’ların evreninden.

Medusa’nın kalbini bozguna uğratmış o aşk silsilesinden.

Ben, ben olamadığım hikâyelerden akıyorum.

Dizginsiz nallarla koşan o atların özgürlüklerinden.

Şimdi susuyorum,

Zamanın dogmatikliğinden.