Zamanı Meçhul

Zihnim yorgun. Yaşamaktan değil sahteleştiğini görmekten her şeyin. Vücudum hala yaşamak isteyecek kadar zinde. Sahip olduğum her şeyi bir kenara bırakarak başlıyorum yeniden kaybetmeye. Yaşamın basit bir açıklaması olabilirdi, bir mücadele değildi belki. Ne olduğu çok da umurumda değil sonuçta terk edildik birileri tarafından. Oysa sevebilirdik birbirimizi ve sevgimizle mücadelemizi. Ölüme bile direnirdik, ölümü bilerek yaşadığımıza direnirdik ve ölümü bile bile ne güzel yaşardık hep birlikte.
Görmezden gelmeyi biz seçtik fakat bunu bir erdem gibi gösterdiler. Bu sessizlik en çok bu yüzden yakışacak bize. Belki biraz kendimizi sorguladığımız zaman, eylemsizliğimizin boşluğunda boğulmak iyi gelecek.
Yalnızca yalanları ördük yuvamıza, yaşanabilir kılmak adına. Tam olamadan sürekli bir yarım içinde, sürekli yarım olarak mücadele veriyoruz. Ruhumuz yanına birini istediğinden midir bu içinde bulunduğumuz eksik kalmışlık? Yoksa hiçbir şeye tam tutunamadan kaybettiğimizden mi? Kaybetmemeyi öğrenmek için kaçırıyoruz her şeyi ve sessizliğin ortasında yapayalnız kalıyoruz. Unutarak yaşamının cesurca olduğunu söylediler ve bu düzende hatırlamanın bir cinayet olduğu öğretildi. Ancak onurumuzu kaybetmeden yaşamının zorlukları da vardı. Bize en çok yakışandı yine hatırlamadan her şeyin kenarından hayata tutunmak. Vicdanı yaratanlar her zaman sessizliği seçti.
Önce yalnızlığımızı teslim ettiğimiz gölgeler kalkıyor, sırası ile bir perdenin önüne düşürüyoruz tükendiğimiz anları. Saatlerin yansıttığı sesleri ve zamanı kontrol edemeyecekleri bir yanılgının içinde, bizi sessizliğe boğuyorlar. Sessizlikte unutmayacağız kim olduğumuzu. Yaşadığımız her an bize ait olmayan anılarla süsleniyor. Kendi hayatımıza ortak olmaya çalışıyoruz. Büyümekten korkan bir nesiliz biz bu yüzden duygularımızı büyütmekten de korkuyoruz. Kendi benliğimizle olan bu farkındalığımız ve yaşama karşı olan bu direnişimiz büyürken yanımıza aldıklarımızı eksiltiyor bizden. Hepimiz suçluyuz aslında. İnsanın damarlarında dolaşan o iblisi buyur ettik. Şimdi gelecekten umutsuz ama buna rağmen kendine direnen bir nesil olarak suskunluğa büründük.
Sessizliğin ortasına düşenler yalnızca hayattan korkmuyor. Unutulmaktan korkuyorlar. Bu nedenle her gün yeniden var olmaya, kendimizden bir parça bırakmaya çalışıyoruz hayatta.
Zamanın geçmesi ile yavaşlıyor insanlar, özgürlüğünün yok olmasıyla ve direnişini kaybetmesiyle. Yine zaman geçecek ve bir zamanlar en çok istediğimiz şey en büyük düşmanımız olacak. Bu yüzden zamana öfkeliyim. Zamanı ve mekanı olmayan kayıp bir ruh gibiyim. Belki yalnız, belki düşünceli,belki düşüncesiz, bir karanlığın içinde.
Mücadele etmek için veya ispatlamak için biraz zaman. Değişiyor dünya ve ben bu savaşta çoktan yerimi aldım.