Yokluğuna Tutunmak

2
117
beklemek

Limana her dalga vurduğunda çıkan sese kaptırmıştı kendini. Hızla vuran dalganın yüzüne gelen damlacıklarıyla kendine geldi. Soğuktan kızarmış kuru ellerinde tuttuğu kahverengi balıkçı teknesinde gezindi gözleri. Oyuncak teknesine kendi sulu boyasıyla yazdığı Ali ismini sevdi bir süre. Eğilerek suya yaklaştı tekneyi koymak istiyordu ama yine aklına “Ya bu da onun gibi gelmezse?” sorusu geldi. Bu soru zaten her defasında aklına gelip onu durduruyordu. Gözlerinden akan yaşlar hızlandıkça Poyraz da daha hızlı koşuyordu.

Fatma nine “Yine bırakmadan dönmüşsün oğlum.” diyerek girdi konuya. Poyraz konuya hiç girmek istemezdi her zaman ki gibi susuyordu. Fatma nine biraz bekledi tam konuşmaya başlayacakken dedesi gözüyle susması gerektiğini işaret etti. Poyraz’ın iştahı kaçmıştı bile. Bu konu bir daha açılsın da istemiyordu. Açılmasın diye kalkacaktı masadan fakat babaannesinin üzüldüğünü görünce tabağından birkaç lokma alıp tüm sorulardan, yapmak istemediklerinden kaçarcasına odasına gitti. Pencerenin kenarına oturup berrak gökyüzünde pırıl pırıl parlayan ayın ışığında teknesine bakmaya başladı. Aklında bir sürü soru dönüyordu. “Ne zaman bırakacağım” en çok cevap vermek istediği soruydu. Sorularıyla yatağına uzandı.

Günler geçiyordu Poyraz’ın soruları ise sadece duruyordu. Kendisi de pek bir şey yapmazdı. Arkadaşlarından kendini uzak tutardı. Açıkçası kimseyle yakın olmazdı. Kalbinde bulunan sevgi onu bir kişiye yakın tutuyordu zaten. Her gece ona kavuşmanın hayaliyle uykuya dalıyordu. Dünya için o kadar da büyük olmayan bedeni direnemedi bu gece. Yatağında dizlerine kapanıp gözünden akan yaşları hiç silmedi. Kafasını yastığa koyup tavanı izleyerek akıyordu küçücük gözyaşları. Hayalleri ağır geliyordu. Çünkü gerçek olamayacak kadar güzellerdi onlar güzelleşiyor güzelleştikçe ağırlaşıyorlardı. Kurduğu hayallere eşlik eden gözyaşlarıyla uyuya kaldı.

Poyraz teknesiyle rüzgara karşı koyuyordu limanda. Kendi de şaşkındı nasıl buraya gelmişti ve nasıl bu kadar kendinden emindi? Neler olduğunu anlamaya çalışırken gökyüzünü gri bulutlar kaplamaya başlamıştı. Üzerine vuran ışıkla irkildi. Deniz feneri üzerine ışık tutuyordu. Gemilere yol göstermesi gereken deniz fenerinin neden üzerinde durduğunu anlamaya çalıştı. Bunda bir terslik olduğunu anlayıp geri çekildi. Deniz fenerinin ışığı da onla hareket edince durdu. Kalp atışı hızlanmaya başlamıştı. Çünkü uzun zamandır gelirdi buraya ve bu yaşadığı bir ilkti. O bunu düşünürken ışık Poyraz’ın üzerinden ileri doğru çok az ilerlemişti. Poyraz ışığın üzerine gidince ışık yine ilerledi. Denizin kıyısına kadar bu şekilde ilerlediler. Denizin kıyısına varınca anladı ki tekneyi suya koymalıydı. “Yapabilirsin Poyraz.” İrkilerek ayağa fırladı.

“Poyraz oğlum Poyraz uyan oğlum.” sesiyle ninesini gördü karşısında. “Kalktım nine.” Poyraz biliyordu. Emindi sesin kim olduğunu. Unutamazdı ki. Ağlamaya başlamıştı mutluluktan. Eli ayağına dolanmıştı kalbinin içi bayram yeriydi. Eline teknesini alıp evden dışarı fırladı. Ninesi arkasından baktı kaldı. Poyraz gözden kaybolunca içeriye geçti. Fatma ninenin uzaktan gelen misafiri vardı. Poyraz da tanışsın diye uyandırmıştı.

“Deli oğlan yine gitti.” diye girdi odaya. “Nine senin torun muydu o? Ee gidecek tabi eline almış oyuncağını.” Fatma ninenin gözleri doldu bir an. “Ya ya benim torunum. Dediğin gibi olsa keşke oynamaya gitse. Yine babasına gidiyor.” dedi akan gözyaşlarını hızlıca silerek. “Nasıl olur ninem Ali abi öleli…” devamını getiremedi kadın. “Ahh kızım doyamadı ki yavrucak babasına. Ölüm haberinin geldiği gün elleriyle tekne yapmaya koyuldu oyuncak falan ama her bir yanını babasının teknesiyle aynıydı. Çok emek verdi haftalarını aldı. Biz alalım dedikçe o kendi yaptı. Bitirdi sonunda birkaç ay önce. Babasının teknesinden tek farkı teknenin ismiydi. Babasının teknesi Poyraz yumurcağın ki Ali.” göz yaşlarını tutamayıp mutfağa su almaya gitti. Geldiğinde kadın da bu konuyu açtığı için mahcup görünüyordu. “Diyeceğim o ki yaptığı günden beri tekneyi suya bırakmaya gider bırakmadan döner. Odasına kapanır, susar.”

Limana varmıştı ve burada ilk defa yüzü gülüyordu. Kıyıya iyice yaklaşıp. “Yapabiliyorum görüyorsun ya.” diye bağırdı. Ali yazan yerden öpüp tekneyi suya koydu. Deniz fenerine yasladı sırtını güneş batana kadar gidişini izledi durdu. Ağlıyordu fakat bu kez göz yaşları yüreğini yakmıyor ferahlatıyordu.

Sofraya geldiğinde teknesinin olmadığını gören ninesi ve dedesinin gülen gözleri boncuk boncuk damlalarla dolmuştu. Poyraz’ın yüzü gülüyordu onlarla muhabbet ediyordu. Babasına kavuşmuş gibiydi bir çocuk ne kadar güçlü olabilirse o kadar güçlüydü.

2 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.