Yaşanmışlıklar

Bütün yaşanmışlıklarla birlikte herkes aynı kaldı. Yalnızca ben geride kalanların ardından çaresiz sorularımla kimsesiz kaldım. Olmayacak işlerin peşinden giden gönlüm ile birlikte birleşmeden parçalanmış bir aşkı oldurmaya çalıştım. Sen kendi yolunu çizdin. Yolun en başından beri belliydi aslında, ben görmek istemedim. Ayrılmamızdan, sonrasında yaşanan yıkıntılardan ve gitmenden dahi kendimi sorumlu tuttum. Geçmişin anıları ve geleceğin planları arasında bir aşkı ve dostluğu büyütmeye çalıştım.
Acaba ben aklına geldim mi?
Oysa son bir kez özür dilemek için neler vermezdim. Son sözlerimi söyleyebilme şansım olsa en iyi sessizliğin bile dayanamayacağı kelimeler kurardım. Yaralayıcı olmayan kelimeler. Acının bütün kasvetini dağıtan ve yüreklerde umudu yeşerten kelimeler kurardım.
Seninle birlikte büyüttüm içimdeki sevgiyi. Seninle büyüdüm ben. Senin sevgine duyduğum saygıyla büyüdü benim sevdam. Aramızdaki yılları görmezden gelmeyi çok denedim.
Halbuki bana söyleseydin onu görmeyi bırakırım, demiştin. O kadar güçlü değildim ki. Kendime söylediğim yalanların altında kalmıştım. Her şey senin hakkınmış gibi düşünmüştüm. Benimle birlikte büyüttüğün sevdana ihanet ettiğimi nasıl söyleyebilirdim sana? Şiirlere yansıttığım duygulardan anlamamış olmana bazen o kadar sinirlenirdim ki, sen sana okuttuğumda yalnızca güzelliğini ölçerdin şiirlerin. Kime yazıldığını asla anlayamadın. Baksan satırların arasında görürdün kendini ve sana dizelerle karşılık verdiğimi. Ben duygularımı ölçtüğüm şiirlerle sana anlatmaya çalıştım sevgimi. Kendimi en az böyle kırarım diye düşünmüştüm. Seni ise en çok böyle severim. Bazen onun gözlerini yakalardım ve seni görürdüm o gözlerde. Seni gördüğüm gözlere şiirler yazıp sana okutuyordum o şiirleri.

Geceleri yan odadan gelen seslere dayanmak için camdan kafamı çıkarıp insanları ,sokak köpeklerini, yıldızları izlerdim. Kışları çok hasta olursun derdin bana. Senin için. Kulak tıkayamadığım her seste daha çok incinmemek için. Hasta yattığım zamanlarda beni o kadar severdin ki, hep çocuk olmak isterdim sana. Korku filmi izlediğimiz gecelerde hep ben korkan olurdum, sarılabilmek bahanesiyle. Kendimi tamamlanmış hissederdim seninle beraber olunca. Aile yuvasının sıcaklığını çok uzaklarda bırakan soğuk yüreğim, çocukluğumun soğuk gecelerini hatırlattığında sana sığınırdım.
Neden girdin hayatıma?
Pişmanlık olmamalı hiçbir insan derdin bana. Kendime sakladığım küçüçük dünyada sana ait bi yer değildi oysaki kalbimde ki o oda. Sen benim kocaman dünyamın, küçük parçasını yok ettin. Üzerlerini örtersem yok sayarım diye ümit ettiğim gerçekleri araladın. Yağmurun yağdığı o gün eve girdiğimde yüzündeki sertliğin sebebi neydi?
Yüreğimizde birbirimize yetecek kadar yer vardı sanmıştım. Herkesin yüreğini kendiminki kadar boş sandım. Yağmurlu havanın soğuk grisi altında yüzüne yansıyan o sertliği unutamıyorum hala. Giderken yüzüne aynı sertliğin oturduğundan eminim. Benden nefret etme diye çok uğraştım. Vicdanımı yatıştırmak için aradığım teselliye ortak olacak aşkı bulduğumu sandığımda, onların yanına nefret ekleyen sen oldun. Geride bıraktığım yerde çok fazla nefret edinmiştim. O gece sen gittikten sonra kendimden nefret ettim.
En çok da sen üzdün beni. Erkenden ayırdığın sevdan sana yakışmadı. Halbuki en çok sen kavga eder, en çok sen haklı olmak isterdin. Kavga ettiğinizde öylesine inatçı olurdun ki benimle dahi konuşmazdın.
Beni terk etmeden önce son kez açıklama yapmalıyım, diye düşünmüştüm. Sen hiçbir şey söylemeden gittin. Koskoca hiçbir şey.
Seni sevmiştim, demiştin kapıdan hızla çıkmadan önce.
Yalan da söylese bir kelime kurmuştun. Yalandı çünkü hiçbir zaman sığdıramadın beni sevgine. Benden sonra da sığdıramamanın vebalini yaşadın.
Bu sevgi bize bahşedildi. Bundan kaçamayacağını biliyorum. Bu kayboluşunun ardında bıraktığın sessizlikte bile bunun izleri var.
Şimdi ben seni kaybetmeden önce açıklama yapıyorum. O gün kapıda yarım ve kimsesiz kalan sesim şimdi dışarıdaki sessizliğe karışıp seni bulacak. Biliyorum. Sen de bunu bekliyorsun.
Camın önünde, yan odada senin olduğunu hayal ederek, yıldızları, köpekleri ve insanları izliyorum. Yaşananlardan sonra ilk kez konuşmanın yetersiz olduğunu anlıyorum . Varlığımıza ve yokluğuna bir anlam yüklemeyi bıraktım. Camlardan süzülen hüznümüzü ve sahip olamayacağımız aşkı düşünüyorum.
Geçte olsa anlıyorum, yüklediğim anlamlar getirdi bizi buraya. Bana yazılmayan şiirlerin sahibi olduğumu sandım. Beni görmeyişin sevgisizlikten değil diyerek kendimi bu oyuna inandırdım. Yapmamız gereken izleyicileri düşünmek değilmiş ama kendi oyunumuzu yazmakta bize uygun değilmiş. Bunu görmezden gelmek için çabaladım. Elbet ulaşacak sana sesim, ve ben çığlıkların ortasında buna sarılacağım. Ama sen yine de gelmeyeceksen eğer şimdi git çelme aklımı. Biliyorum yalnız kalmazsın. Zor olan tanımak birini. Kolay olan ise sonu asla mutlu yazılamayan ve bizim olmayan bir sevgiye ortak olmak. Artık anladım.
Tarifini göklerde değil kendi yüreğimde aramalıymışım…..