Yangın

4
187

Her sabah gözümü açmadan penceremi açar sokağımdan geçenleri seyrederim. Gözümü onlar ile açar onlar ile kapatırım. Mahallede ilk gördüğüm kişi hep mahallenin fırıncısı Saim amca olur. Güler yüzü ile kocaman günaydınlar açtırır yüzümde. Sonra ise simitçi Ayhan, berber İsa abi ve bakkalcı Neşe teyze. En çok onu gördüğüm için mutlu olurum, sabahları bakkalı açmadan önce penceremin kenarına koyar kolunu ve başlar o en sevdiği öykülerden birini anlatmaya. Kendim bildim bileli bu böyledir. Gün boyunca anlattığı öyküyü düşünür mutlaka sonunu mutlu son ile değiştirir gün sonunda ise keyifle ona anlatırım. Beğendiği zaman ufak hediyeler ile mutlu eder beni. İşte burası benim mahallem burası da pencerem; çiçekli, korkuluklu, eski.
Çok eskiden, ben doğmadan önce, evimizin önünde bir kavga çıkmış ve o kavgadan çıkan bir mermi abimi almış bizden. Sonra annem hiç eskisi gibi olmamış. Hasta oldu demişti babam. Ben dünyaya geldim ama annem iyileşmedi. Doğduğum günden beri bu evden hiç çıkmadık annemle. Annem gün boyu ev temizler, yemek yapar. Ama odama uğramaz hatta bazen yemek zamanı bile oturmaz sofraya. Ben beni sevmediğini söylerken babam başı ağrıyordur yine der beni bir şekilde teselli eder. Okuma-Yazmayı babam öğretti. Dış dünyayı tanımam sevmem için kitaplar aldı. Yani benim dünyayı görebildiğim tek yer pencerem ve kitaplığım.
Annemin sesini duyamadığım bir güne daha pencere kenarında uyandım. Neşe teyze yine bir öykü anlattı. O anlatırken ben hayal etmeye çalıştım ilk defa ama daha hayatımda ağaç bile görmemiştim bir ormanı nasıl hayal edebilirdim. Sanırım her şey böyle başladı, koca bir kör kuyunun içinden çırpınmaya çalıştığımı anlamam. Annem yine ev temizliyordu, sessizce yanına gittim ama beni görmüyormuş gibi önüne bakmaya devam etti. Gerçekten yok muydum?
Uzun bir süre kitap okumaya cesaret edemedim, ya yine bilemezsem. Ya babamın bir su birikintisi diye anlattığı o okyanusu göremezsem. Ya neşe teyzenin bana yarattığı renkler ile boyayamazsam bu dünyayı. Simitçi Ayhan’ın bahsettiği martıları duyamazsam. Artık eskisi gibi çocuk kitapları okumuyorum bir şeyler bilmeliyim, görmeliyim, koklamalıyım sevilmeliyim, annemin seslenişini duymalıyım.
Bir akşam babam eve gelince sofraya hep beraber oturduk, annemin ilk defa gülümsediğini gördüm babama. Gözünün içine baktım, gözlerinde kendimi aradım yoktum. Artık gerçekten var olmadığımı düşünmeye başladım. Annem her gece olduğu gibi kapımı kilitlemeye geldi. Sanki boş bir odanın kapısını öylesine kilitliyormuş gibiydi. Hiçbir zaman ben varım burada diyemedim. Çok sürmeden uyuya kalmışım. Çığlık, gürültü ile açtım gözümü, gün aydınlanmamış mahalle kızıl bir renge bürünmüştü. Odanın içinde nefes alamıyordum, bir sancı vardı içimde. Pencereden baktığımda tüm mahalle evimize bakıyordu, korktum. Kapıyı açmak için adım attığım anda kapının altından alevler gelmeye başladı. Neşe teyzenin öykülerindeki yangındı bu. Öykünün içindeyken bu kadar sıcak ve sancılı hissettirmiyordu. Bir telaş sardı bedenimi, bir sancı; sabahına tekrar öykü dinleme telaşı, dinleyemeyeceğim sancısı. Ben pencereyi kırmaya çalışırken mahalledekiler de korkuluğu sökmeye çalışıyordu. Telaşım ve sancım arttıkça alevler de arttı. Artık alevleri tenimde hissetmeye başlamıştım ki evin ilerisinde dumanların arasında giden anne ve babamı gördüm. Annemin elinde abimden kalan sırtı mermi yemiş hırkası. Asıl ateş buymuş, asıl yangın bu. Beni bu korkulukların arkasında nasıl bırakabildiniz? Bir kez olsun görseydin keşke beni anne, bir kez olsun duyursaydın sesini, duysaydın beni.
Alevler artık yatağımı da sarmıştı, pencerenin önünde kendi sesimden ilk defa sonunu mutlu son ile bitiremediğim o öyküyü dinlerken kapandı gözlerim.

4 YORUMLAR

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.