Yalnız Kadınlar-2 (Zamanın eli değdi bize!)

1
163

Bir sigara yakıyorum. Dumanına karışıyor efkarım. Ki olmaz, olmaz böyle efkar. Bunca zaman dinleyen taraf olmayı sevdim. Anlatan olmadım hiç. Dinledim, öğrendim, uyguladım, yadırgamadım. Anlatanlara “üzülme, geçer” dedim. Onlar güldü. Ben geceleri sabahlara kadar o dertleri biriktirdim içimde. Başkalarının dertlerini taşıdım yıllarca kendi derdim gibi. Onların yükünü hafiflettim kendimce. Ama kendi omuzlarıma ne denli büyük bir yük aldığımı
fark edemedim. İnsanları mutlu etmeyi sevdim. Ve bunu sevdikçe, insanları her mutlu edişimde büyüyen bir yara oluştu içimde. Çünkü onları mutlu edebilmek adına çoğu zaman kendimden vazgeçtim. Böyle de kendimi umursamam. Yalnız kadınlar başkalarının yükünü de taşır. Sabır, en büyük ilacımdı. Allah bana ne kadar sınav gönderdiyse, o kadar sabır ekledi sabrıma. Çok şükür. Peygamber sabrı vardı bende ve hiç taşmadı. Şaşırdım önceleri. Alışamadım. Sonra kabullendim. Kabullendikçe kendi kendimi yemeyi öğrendim. Kendi içimin yamyamı oldum binevi. Hep inandım sabrın mutlu yarınları getireceğine. Olmadı. Pişman mısın, diye hesap sorsalar şimdi, değilim derim. Yaşanılan her şeyin bana kattıklarını fark ettim. Sabrettikçe daha soğukkanlı oldum. Hiçbir şeye şaşırmamaya başladım. Yalnız kadınlar sabır seviyesi asla taşmayan kadınlardır. Ve o kadınlar, her durumda anlayışlı olabilirler. İnandığım şeyler vardı benim de. Çok savaştım inandıklarım uğruna. İnat bu ya, hiçbir zaman vazgeçmedim. Körü körüne bağlandım inandıklarıma. Dinim gibi kutsal saydım. Her savaşımda yerlere dağıldı inandıklarım. Aldım yerden, öptüm tek tek, alnıma koydum. Nimettendi inandıklarım. İçime geri koydum. Bilemedim, savaş zaten ölümdü. Yavaş yavaş inandıklarımdan da vazgeçtim. Savunduğum tek bir şey kalmadı. O savaşlardan sağ çıkarız sandım. Yanıldım. Her savaş bir yenilgi, her yenilgi bir yara daha demekti. Şimdi anladım. Yalnız kadınlar çok savaşmış kadınlardır. Mağlubiyet yenilgi demek değildi benim sözlüğümde. Yenilerek kazandıklarımı gördüğümde fark ettim. Benim de güzel gözlerim vardı, güzel ellerim. Onunsa en çok sakallarını severdim. Sakallarında gezinen ellerimi bile severdim. Bir kızımız olsa, o sakallar yüzüne değdiğinde ağlamazdı eminim. Kıkır kıkır gülmeyi öğretirdi o sakallar kızımıza. İçimdeki anneyi her zaman hissettim. Dostlarıma bile gerdiğim kolum kanatlarım vardı. İçimdeki anaç karakteri bastıramadım. Sonra anne olmaktan da vazgeçtim. O gidince vazgeçtiğim her şey gibi… Yalnız kadınlar anne olamazlar. Marmara Denizi kıyılarından sesleniyorum. Sahilden denize atıyorum sözlerimi. Gençliğimde en güzel günlerimi geçirdiğim Avşa Adası’na gönderiyorum sabah kalkan ilk vapurla. Önceden cümbür cemaat gelirdik bu sahile. Gece biralarımız elimizde, bağıra bağıra söylerken o şarkımızı, şimdi tek başıma mırıldanıyorum aynı yerde. Bu durum karşısında gözlerim dolsa da, geçmişin bizden geçtiğinin bilincindeyim. Geçmiş, şimdi kocaman gülümsemeyle hatırladığım tonlarca güzel anıyla dolu. Sana sesleniyorum hayat! Ben yalnızken de güçlüyüm. Benden çaldıkların senin olsun. Nasılsa beni alamadın benden. Çok kısa bir süre için başardın sandım, ben bende yokum artık sandım. Ama yapamadın işte. Geçen gün o çok sevdiğim parka indim yıllar sonra, ilk defa. Bisikletimi aldım. Kendimi bir pamuk şekerle şımarttım daha sonrasında. Kimsenin beni şımartmasını beklemeden. Hayat! Beni yalnızlıkla sınadığını düşünüyorsun fakat ben böyle çok daha güçlüyüm. Yalnız kadınlar kendi kendilerini şımartmayı öğrenirler. Bugün yazıldı kader sil baştan. Bugün, Aralık ayında bahar geldi. Kuşlar ilk kez bugün konuştu. Ve yine bugün bulundu o yeni alfabe. Bugün benim doğum günüm. Merhaba 18 yaşım, merhaba hayatımın dönüm noktası. Bugün girmişti hayatıma, 18 yaşımda. Ve ben o gittikten sonraki her doğum günümde 18 yaşıma girdim. Onu yeniden yaşayabilmek için. Bugün bir sofra kurdum kendime, mezelerle donattım. Bir onla rakı içerdim. Çünkü bir onu rakı içirtecek kadar güzel bulurdum. Rakıdan olmazdı sarhoşluğum, aşktan olurdu. Şimdi sofrada mezeler, elimde bir 70lik. Mumlar yanıyor etrafında. Aydınlanmış yüzüm. İki çay bardağı koyuyorum masama. O çay bardağıyla içmeyi severdi. Birini önüme, birini karşıma. Dolduruyorum bir duble. Beyaz elbisemi giydim. “Rakı gibi olmuşsun” diyor yine bana. Gülümsüyorum. Bardağımı bardağına tokuşturuyor, ardından masaya vurup bir yudum çekiyorum. O buram buram anason kokusunda hatırlıyorum onu yeniden. Ucuna kırmızı rujumun bulaştığı bardağıma bakıyorum, yarısında. Onunki dudak payı kadar bile azalmamış. O zaman anlıyorum.Yalnız kadınlar hep 18 yaşındadır. İşte yine bir şarkı dilimde…

“Zamanın eli değdi bize,
Çoktan değişti her şey.
Aynı değiliz ikimiz de.”

1 YORUM

  1. Çok güzel cümleler var içerisinde ama gereksiz günlüğe yazıyormuş gibi cümleler çok sıktı.
    Yetenekli olduğunuzu düşünüyorum lakin zaman geçişlerine dikkat etmelisiniz.
    Bir şey anlatırken “gelmiş” gibi miş li geçmiş zamandan”gelmiyor”şimdiki zamana geçişler çok yordu.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.