Yalnız Kadınlar-1 (Her yanım tuz, deliyim!)

2
909

Şarkılarla yaşıyorum. Her şarkıda benden bir parça var. Bu şarkıları yazanları kesin tanıyorum. Ve onlar da kesin kalbimi tanıyorlar. Bir ayrılık şarkısı dinlesem, ben ayrılıyorum sevdiğimden. Bir ölüm şarkısı dinlesem, ben kaybediyorum sevdiklerimi. Bir aşk şarkısı dinlesem, aşık oluyorum aniden. Her şarkıdaki baş rolü ben kapıyorum. Biraz hava almaya ihtiyacım var. Yağmur yağıyor. Yağmur temizlemek için mi yağıyor yeryüzünü? Yoksa ölülerimizin toprağı biraz daha çöksün diye mi? Her yağmur yağdığında, acaba o topraktaki sevdiklerimin canı yanıyor mudur, üşüyorlar mıdır, diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Şemsiyemi alıyorum. Sonra bırakıyorum yerine. İhtiyacım yok. Islanmalıyım. Her kadın ıslanmaktan hoşlanmaz. Bazı kadınlar fönü bozulmasın ister. O kadınlar mutlu kadınlardır. Yalnız kadınlar saçlarına fön dahi çekmezler. Kulağımda müzik, ıslanıyorum. Onu hissediyorum. Yanımda… Şimdi sarıldı bana, bir şemsiye açtı rengarenk. Ağlamaya başladım. Anlamıyor kimse. Tutamıyorum gözlerimi. Kendiliğinden gelişiyor bütün bunlar. Kader dedikleri şey buymuş. Yazılmamış önceden, yazmışız. Yalnız kadınlar sadece yağmur yağarken ağlayabilir. Eve geldim. Bir sigara yaktım. Bir tane daha, bir tane daha… Paket bitti. Üflemedim dumanı. İçime hapsettim. Çünkü ben sevdiğim şeyleri içime hapsederim. Bu yüzden sevmez beni, sevdiğim şeyler. Şu sigara beni ne kadar seviyor mesela? Yalnız kadınları sigaralar bile sevmez. Ve yalnız kadınların paketleri daha çabuk biter. 2 gündür uyumuyorum. Yaklaşık 48 saat… Nasıl dayandığımı ben dahi bilmiyorum. Gözlerim kapanıyor. “24 saat yetmiyor bana” derdi. Şimdi bana 48 saat bile yetmiyor. Hayatta hiçbir şeye direnemedim. İspatlamak istiyorum kendimi uykuya direnerek. Kimseye değil, sadece kendime. Yalnız kadınlar uyumaz. Hasretin her türlüsünü tattım şu hayatta. Hepsine bir isim verdim, sahiplendim. Belki de benim adım da Hasret olmalıymış. O bu hasreti atmasaydı içime, bu kadar uzun olur muydu günler? Kiminin payına düşen mutluluktur. Bizim payımıza bu hasret düştü. Yüzyıllar boyunca sürecek… Şimdi alıp bu hasreti gitmek vardı ya… Sen aldırma. Yalnız kadınlar hasretle beslenirler. Kendimi feda ettim bunca yıl. Sırf insanlar mutlu olsun diye savunduğum düşüncenin arkasında duramadım. Şunu söyle dediler. Duymak istediklerini söyledim. Yine de mutlu edemedim kimseyi. Mutlu olsalardı, belki sevinecektim benden giden parçalara bile. Ama yetmedi onlara kendimden verdiklerim. Yalnız kadınlar başkalarının mutluluğuyla avunur çünkü. Yollara düştüm. Belki birkaç saat de olsa görebilirim sevdiklerimi diye. Gördüm de. Ama kimse benim yoluma düşmedi. Benim yolum zordu çünkü. Yokuşluydu. Benim için kimse göze alamadı bunu. Oysa yanıma varabilen olsaydı, dinlenebilirdi huzurumda… Şimdi yollara sadece bir an olsun kendimi dinleyebilmek için çıkıyorum. Bilmediğim bir şehre gidiyorum. Aslında o şehre değil, kendi içime yolculuk yapıyorum. İçimdekilerle yüzleşiyorum böylece. Hayatın kendisi bir yolculuksa, üstelik biletsiz ve ücretsizse, neden cüzi bir ücret karşılığında yeni şehirler keşfetmeyelim? Yalnız kadınlar bol seyahat ederler. Gemiye de bindim, uçağa da, otobüse de. Ama beni en çok yansıtan toplu taşıma aracı gemi oldu. Rüzgarı hissettim tenimde. En önemlisi bir sigara yakıp denizle gökyüzünün buluştuğu noktaya dikebildim gözlerimi. Denizle gökyüzü de kavuşur. İki mavi, fakat biri çok daha açık… Çok daha sonsuz… Halbuki aynı gözüküyorlar bakılınca. Dalgaları ne çok severdik. Belki onu hatırlatıyor deniz diye sevdim gemileri. Gemilerin o sonsuzluk içinde yüzmesini sevdim belki de. Belki bu özgürlüklerini kıskandım. Bak şimdi yine bir şarkı hatırladım.

“Ah küçücük gemi!
Sulara attın şimdi kendini,
Delisin!”

Yalnız Kadınlar-1 (Her yanım tuz, deliyim!)


2 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.