Vaveyla

6
583

Kalabalıklar arasında kaybolmaktır esas yalnızlık. Bunu edebiyat dersinde tahtaya büyük harflerle yazmıştı Edebiyat öğretmenim. Bu konuyla ilgili yazacak tek bir cümle dahi bulamamıştım. Şimdi bu cümleyi yaşayacak öznenin taa kendisiyim. Hangimiz bir an duraksayıp geçip giden ömrümüzü sorgulamayız acaba? Benim son zamanlarda çok aklıma geliyor bu duygu belki de içinde olduğum, Türkiye’de şuan reyting rekorları kıran o dizinin sanat yönetmeni olduğum içindir. İşim gereği zaten aktif bir yoğunluktayım ama galiba buna duygularımda alıştı. Ajansım Beyoğlu’nda bulunuyor. Haftada bir toplantılar ve görüşmeler için ofiste olsam da hiç şikayet etmem buranın koşturmacasından. Boş bulunduğum bir kaç dakika da olsa camdan istiklâl’i izlemek keyif verir. Sanki figüranlar geçip gidiyor gibi sanki herkesin her zaman bir şeylere yetişmesi gerekiyor gibi. Kalan günler de set ortamı olduğu için gerçek zamanın dışında akan bir hayatım var. Bazen tatil gününde denk geliyorsam gittiğim semt pazarlarında kulak misafiri olduğum çok konu oluyor. İzlenen diziyi eleştirenler ya da izlemiş olup merak edenler, senaryoları beğenmeyenler ya da kullanılan kıyafetleri, dekorları, evleri konuşanlar. Geçen gördüğüme ben bile inanamadım dönüp tekrar baktım. Geceliği bile bizim diziden uyarlayıp satışlarını yapıyordu canım esnaf kardeşim, talepte yoğundu. Uzaktan elma seçerken aslında yaptığım işe ve dönüp kendime tekrar baktım, gülümsedim.
Ofise bu denli sık gelmediğimden ötürü kargolar genelde birikir, bazı gelen şeyler acil önem taşırken bazıları hediye şeklinde firmalardan gönderilen eşantiyon ürünler oluyor.
“Sezen hanım,bir de isimsiz gelen bir kargo var bunu da almak ister misiniz yanınıza, yoksa kargo firmasına geri gönderim yapalım mı?”
“İsimsiz mi, açıp bakalım o halde”
Orta boy pizza büyüklüğünde bir kutu, kraft ambalajlı ve gerçekten hiç bir firma ismi bulunmuyor. Çok ağır bir şey de değil. Tam çekmecelerde maket bıçağı ararken telefon geldi. Konuşmaya daldım ve el kol hareketiyle Aysel’e bunu da poşete koymasını söyledim. Akşam evde bakarım artık.
Bütün işleri halletmem ve toparlanmam yine akşam saat 7 yi buldu. Ertesi gece çekim başlayacağı için bugün resmen dinlenme zamanım. Keyif kahvemi sona sakladım ve dışarda kendime ısmarlamak için söz verdim. Tamda istiklâl’in ışıltılı hali başladı ufak tefek mekanlardan canlı müzik prova sesleri geliyor yani yürümek için o en güzel zaman dilimi.
Asmalı mescit tarafından çıktım yürüyorum boylu boyunca insanlarla. Kızıl saçlısı, dövmelisi, trans bireyi, siyahisi, uzak doğulusu, çingenesi, biraz ilerde kestaneci, sağ tarafta klarnetçi Sami, yürüyorum bir dünya insanla. Bu tempoya öyle kaptırmışım ki birden yolum sahafçıların bulunduğu alana denk geldi. Hava hala kararmadığı için dükkanlar açıktı. Bu gerçekten tadından yenmeyecek bir şey benim için çok zaman oldu kitap kokusunu içime çekmeyeli.
Hemen girdim içeri çok yoğun değildi zaten sahaflardan kitap almayı alışkanlık haline getirenler bilir bunu, öyle popüler ürünler sıra sıra raflarda sergilenmez o yüzdende önünde kuyruklar oluşturmaz. Sahafçılarda bilirler kendilerine aşina yüzleri, onlarda kitaplar kadar tanıdıktır. Ali abi de benim en sevdiğim sahafçılardandır,  elinde olan tüm kitapları okumuştur nerdeyse bir Yaşar Kemal’den konu açılsa, Halide Edip’ten çıkarsınız öyle tatlı hoş sohbeti var. Oda telefon konuşmasındaydı gözümle selamlaştım geçtim raflı kısımlarda geziyorum. Şansıma mıdır nedir aldığım kitaplarda hep benden önceki sahiplerine ait şeyler bulmuşumdur. Hepsini de saklarım, kimisi bir mektup kimisi kullanılmayan bir numara kimisi bir söz kimisi bir fotoğraf. Özellikle altı çizili yerleri tekrar tekrar okurum kimdi acaba bunu okuyan, nasıl bir şey yaşadın ki sen bu cümlenin altını çizdin diye düşünürüm. Genelde yazar bir arkadaşımdan değilse çok yeni çıkan kitapları almam doğrusu ne kadar gündeme uygun iş hayatım olsa da kendi özelimde geçmişten geliyorum.
Bir kitap seçtim mesela kapağı yok 22. Sayfadan başlamış iki sayfa sonra altı mavi tükenmez kalemle çizilmiş ,
“Belli bir yaştan sonra insana tuhaf bir hal geliyor; hayatındaki kimseyi anlamaya çalışmıyorsun mesela, bunun için yorulmuyorsun”
Merak ettim ve aldım kitabı. İşte beni heyecanlandıran şey bu, basım tarihinden ziyade birilerinin kütüphanesinden geçmiş, dokunmuş yüreğine bir de altını çizmiş, hem de tükenmez kalemle! Kimdi acaba neyi buldu kendinde, bunları emin ol ikinci el kitap okuyan bir çok kişi düşünüyor, yoksa tek kaçık ben değilim değil mi?
Bunun gibi dört beş kitabı aldım kasadayım Ali abi ile hoş beş özlemleştiğimiz sohbetteyim.
Tam o an, sanki biri devam eden bir filmin orta yerinde durdurma tuşuna bastı. Her şey ve herkes dondu. Ben hariç!
Öyle bir andı ki bütün tüylerim diken diken oldu, keşke bir uzvum olmasaydı ya da kulaklarım sağır olmalıydı, duymasaydım! Ya da olmamalıydı öyle bir sahne ve yönetmen seslenmeliydi,
“Sahne hatalı, çekim iptal!”

6 YORUMLAR

  1. Çok seviyorum böyle anlatımını ve hikayenin sonunu gerçekten merak ediyorum bişey sorcam gerçek hikayeleri nerden buluyorsun?Cevaplarsan çok sevinirim

    • Teşekkür ederim,hayatın içinde tanıdığım güzel insanların sayesinde ama yazılan hikayelerde kurgu payıda var,sonuçta kimsenin özel hayatını doğrudan paylaşmıyorum.
      Sevgiler…

  2. Gözüm yaşlı bu saatte bu türküyle eşlik ediyorum,hikaye başına yorum yazmak istedim.Ne güzel anlatılmış “hikayem benzer olmasa bile,içimde unuttuğum duyguları canlandırdınız” bunun için ayrıca teşekkürler,sonunu merak ediyorum.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.