Vaveyla (3.bölüm)

 

  Galata Kulesi’nin heybeti ilk defa beni bu derece ürkütüyor.Taksiden indiğimde kalp atışlarımın boğazımda takılı kalan o düğüm halini hissediyorum.Her bir adımım beni on dört yıl önceye götürüyor gibi…

Bana şaşırıyor musun?Nasıl gel dediği zaman hemen  gittin diye?Nerdeyse 20 saattir hiç uyumadan düşündüm,yıllar yıllar sonra bir not ve benim en yaralı yanımın kendini belli etmesi.Kafamın içinde sürekli neden,neden,neden soruları.

Ben olsam gitmezdim deme,giderdin!Bilirmisin insanlarla kedilerin yegâne ortak duygusu merak etmektir.Bazen fazla merak kedilerin de sonu olur,belki bende kendi sonuma adımlıyorumdur.Yalnız nasıl korkuyorum kendimden bir bilsen!Bir de bugün benim doğum günüm,sette yoğun geçen zamanın ardına çok sevdiğim arkadaşlarım bana yine doğum günü süprizi yaptılar sağolsunlar,sevildiğimi bilmek güzel his ama aklım hep o lanet olası notta ve ben tüm gün o notta yazan saat diliminde takılı kaldım.

Şimdi saat 22:35 ve ben Galata Kulesi’nin oraya ağır ağır adımlıyorum.Ölüm fermanı çıkmış mahkum gibi yeniden ve yeniden celladımı selamlamaya!Hiç ölmemişim gibi…

Beni nerede bekleyeceğini çok iyi bildiğim için sağdan soldan uzattıkça uzattım yolu,10 dakikalık yolu 20 dakika da geldim.İçimin en derininde muhalif bir ses; “belki de gitmiştir çoktan!” diyor diğer ses ise bunun tam aksi!

Sokak lambalarının aydınlattığı,herkesin tam bu noktada Galata Kulesi’ni fotoğrafladığı yerin önünde,yüzünü seçemediğim ama telaşlı adımlarla kendini belli eden,bir sağa bir sola doğru yürüyen kişi o olmalıydı!Evet evet kesinlikle bu,o!

Henüz fark edilmedim,küçükken oynadığımız saklambaç oyunlarından birindeyim ve beni bulmaması için o an yerin dibine saklanmak,yok olmak istedim!(Ne saçma neden geldin o zaman?)Yapamayacağımı anladım tam geri dönmüş gidiyordum ki.Bir ses duydum ah o an canlandı içimin en yaralı hali!

“Sezen…”

Ah o ses!Karıncalanıyor tüm vücudum,geri dönüp bakmaya mecalim kalmadı,sanki şuan tüm vücudum başka diyara göç etti.Daha yakından bir kez daha işittim sesini!

“Sezeeen”

Ağır ağır döndüm arkamı,oysa kendimi iyi hazırladığımı düşünmüştüm!Buraya gelirken içimde kırgınlıklarım ve buz tutmuş adeta körleşmiş hislerim vardı.Sesini duyduğumda bu kadar kötü olduysam,ne olacaktı halim?Ah dedim içimden,çektim bir nefes ve döndüm arkamı.

Bana doğru alelacele koşan o simâ!Bir vaveylâ koptu içimin en kırgın kıyısında,tamam dedim kıyâmet böyle olmalı!Benim için onu gördüğüm an koptu kıyâmet,içim ayrı bedenim ayrı yandı yeniden!Elimde sıkı sıkıya tuttuğum çantam arnavut kaldırımlı yola istemsizce düştü ,sonra onun elinde tuttuğu çiçeği yere düştü.Bir kaç saniye göz göze konuştuk,”gözler yalan söylemez” sözünü doğrularcasına!İşte benim en büyük gerçeğim,karşımda!Doğrusu bunu tahmin etmiyordum,neyimi?Sarıldığımda anladım, insan ne kadar zaman geçse de o kokusunu unutamıyormuş!Sarıldı sarıldım,gözlerimin yaşı onun omuzlarında,gözlerinin yaşı benim bedenimde,kim daha çok ağladı?Gece bile sayamadı bunu.O ağladı ben ağladım,sarıp sarmaladıkça kokusunu en içime çektim sanki kaburga kemiklerim kalbimi zor tutuyor gibi,kalbim bedenime ağır geldi!Böyle kaç dakika döndüm durdum dünyada bilmiyorum,sonra bu gözyaşlarım bana çok daha fazlasını döktüğüm anı hatırlattı,gözümü açıpta bir kendime geldim,bir silkelen dedim kendime ya da ruhuma!

Bedenimi itip gözgöze geldiğimde sûretine baktım bir kaç saniye,içim yandı tekrar.Yüzümü avuçladı uzun uzun bakıp gözlerime tekrar sarılmak istediğinde tekrar ittim bedenini.O ise tekrardan yüzümü avuçlarının arasına aldı.

“Sezen’im,ah seni çok özlemişim”

Ağzım dilim tutuldu konuşamıyorum,bütün bedenim yanıyor gibi.Sadece gözlerine bakabiliyorum.Beni kendine çekip bir anlık dudağımdan öptüğünde pimi çekilmiş bomba gibi patladım bende!

“Ne yapıyorsun sen ya,bırak!”

Öfkeyle kendimi çekip yere düşen çantamı aldım ve arkamı dönüp kaçarcasına koşmaya başladım.(Delirmeye ramak kala)

Oysa benim adımlarım ne ki onun yürümesinin yanında.Ardı sıra arkamdan koşmaya başladı.

“Sezen,tamam çok afedersin tutamadım kendimi dur lütfen”

Hiç cevap vermeden daha hızlı daha hızlı yürümeye çalışıyorum.Bir yandan gözyaşımı belli etmeden siliyorum bir yandan koşturuyorum,kaçmak istiyorum aslında en çokta kendimden!(Bu an gerçek olabilir mi?)

Her defasında yetişip ya kolumdan çekiyor itekliyorum ya da önüme geçiyor.

“Sezen lütfen dur konuşalım tamam lütfen”

“Erim,çekil!Gelmem hataydı zaten!”(Ne dedim ben?)

“Hayır söyleme böyle lütfen,konuşalım sakin bir yerde ya da neresi istersen ama dur bir saniye”

Bu defa koştururken onun cebinden düşen cep telefonunu fırsat bilip olabildiğince hızlı koşmaya başladım,bilmediğim tuhaf ve karanlık sokaklarda pervasızca koşturuyorum.

“Sezen bekle!”

Acı bir fren sesi ve uzun uzun basılı kalan bir korna ,adeta bütün sokağı inletti.

“Delimisin be kadın!Ne atlıyorsun yola,çekil şurdan çekil manyakmıdır nedir”Diye söylenen bir taksi şoförü.

Şok halime bir şok daha eklenmişti ki sinirden bağır çağır ağlamaya başladım.

“Ne yapıyorsun sen ya,kendini yola attın resmen ne yapıyorsun sen”

“Ne güzel işte keşke çarpsaydı ve ben gerçek anlamda ölseydim artık”

Hem ağlıyorum hem konuşmaya çalışıyorum o an strestenmidir nedir midem bulanmaya başladı.

“Neler duyuyorum Sezen,şimdi sakin bir yere gidiyoruz konuşuyoruz,hiç boşuna diretme sakın,böyleyken bırakmam seni”

Elleriyle elim kavuştuğunda sanki bir parçam daha yangında kül oldu.Sinirlenerek çektim kendimi.Artık bütün bedenimde öfke hakimdi.

“Ya sen ne diyorsun be,böyleyken bırakmazmış!Erim!Sen beni rahat bırak ve git artık”

“Bende bunları konuşmak istiyorum artık,gitmiyorum”

Tam arbede halindeyken aslında çokta eminim kendimden,ona vurmadığımdan,Erim’den bir “ah” sesi yükseldi.Ardından elini başına doğru götürdüğünde birden üzerime üzerime yığıldı.Haliyle ne olduğunu anlamadığım için ikimiz birden yere düştük.Panik halde toparlanmaya çalışırken Erim’den ne ses çıktı ne hareket vardı.O arada karanlıkta yüzünü seçemediğim bir adam bize bakıyordu ve seslendi.

“Aşağılık,soysuz herif”