Uyumsuz Dünyamın Işıltısı

0
2041

Nedir? Birçok söz söylenmiş üstüne şiirler yazılmış,filmler çekilmiştir. Bu yazımda sevgiyi ve asıl önemlisi kendi görüşümü ele almak istedim.Gelelim sevginin sözlükte ki tanımlarına:

-İnsanı yüksek özverilere götüren ilgi duygusu.

-Derin dostluk ve sevecenlik duygusu…Bir şeye duyulan bağlılık.

Sevgi-aşk konusunu açımlamaya çalışmadan önce bazı filozofların,bilim adamlarının bu konuyla ilgili düşüncelerini,kuramlarını kısaca da olsa gözden geçirmek istiyorum.20.yy’nin en önemli ruh bilimcilerinden Freud geliyor hemen aklıma.Freud’un “libido”kuramına göre (panseksüalizm) sevgi,ilk amacından saptırılmış cinselliktir. Cinselliğin yüceltilmiş,değişime uğramış biçimidir.

Sartre ve Sevgi

“Varoluşçu” temayı yazınsal yapıtlarıyla somutlaştırmaya çalışan Jean Paul Sartre’da sevgi konusunu,”başkası sorunu” içinde ele almıştır.Başkası dediğimiz şey nedir? kısaca özetleyeyim: ilk bakışta masa gibi taş gibi bir şeydir bu başkası.Ben ona bakarken,kendi içine sıkışmış,kendine karanlık ve kendine kapalı,bilinçten yoksun bir ‘şey’ yapıyorum.Benim durumumun bir ögesi olduğu zamansa bu başkası gerçek var oluşa erişiyor.Yani ne zaman ki benim tasarılarımın bir aracı ya da onların bir engeli oluyor o zaman var olmaya başlıyor.Daha önce var olmamıştı o benim için.Belki onun da beni bir araç olarak kullanabileceği tasarıları vardır.Bu durumda bir şey olma sırası bana geliyor ve ben kendi içinde varlık yani bilinçli var olma niteliğimi yitiriyorum.Başkası yalnız benim dünyamı çalmıyor,o aynı zamanda benim gerçek benimi un ufak edip yok etmek istiyor.Beni kendi tasarılarıma göre değil,geçmişime,olmuş olduğuma göre yargılıyor.İşte benim kendimi aşağılanmış olarak hissetmemin acısı tam da burada başlıyor.Bu bakış ve nesnecilik aslında bir çatışmayı doğuruyor.Çatışma diyince aklıma Nietzche’nin şu sözü geliyor: Aşk iki kişi arasında savaştır. Birbirlerini sevenlerde aslında çatışma içindedirler.Mühim olan çatışmaya girmeden önce karşınızdaki kişiyi önce olduğu gibi kabullenip tanıyarak sonra bir çatışma içine girmeniz.Gerçek sevgide kalıba,yaptırımlara,direktiflere yer yok en azından benim sevgi anlayışım da önce ‘tanımak’ var. Sen kimsin? Çoğu zaman bu soruyu kavga da duymaya alışığızdır ama ben karşıma gelenlere soruyorum siz kimsiniz? Asıl olan siz kim?

Erich Fromm

Her çağda,her kültürde,insanoğlunun karşısına bir tek o aynı sorun çıkmıştır ‘yalnızlık’.Yalnızlıktan kurtulma,birleşme,kendi kişisel yaşamını aşıp bütünlüğe kavuşma.Yalnızlık duygusuyla baş edemeyeceğimiz için her birimiz hayatımızı biriyle paylaşıyoruz.Karşınızda ki insanı kendi kalıbınıza uydurmaya çalıştığınızda sevmiş olmuyorsunuz.Sevgi edilgen bir olay değildir,bir şeyin içinde bir olmaktır.Bir şeye kapılmak değildir.Sevgi vermektir,almak değil.Karşınızdaki insan olgun değilse -olgunluk yaşa göre belirlenmiyor- bu kişinin sevgisi de olgunlaşmamış bir sevgi olacaktır.”Seni sana gereksinimim olduğu için seviyorum”der.Sevebilmek için önce kendi içinizi büyütmeniz gerekiyor.Büyüttüğünüz an cümlenin doğrusu”Seni sevdiğim için sana gereksinimim var”oluyor.Bu bir karardır,yargıdır,söz vermedir.Baştan beri karar vermemiş ama ilişki yaşamak için yaşamış ya da bu bahsedilen yalnızlıktan korkusu olan insanlar karar veremedikleri bir şeye tutup söz de veremiyorlar bu nedenle de sizi bir alışkanlık olarak görebilirler.Peki sonra ne mi oluyor? Yalnızlık korkusuyla ilişkiye henüz karar verememiş ama ilişki yaşamak isteyen kişi -alıcı- almaya yönelik geldiği için kalıplarla ve yaptırımlarıyla kafasında oluşturduğu taslağı devam ettirebileceğini düşünüyor.Karşı taraf “veren” olduğu için alıcının yaptırımlarına bir süreye kadar sessiz kalabiliyor.Sesini çıkarttığı anda zaten alıcının ayarları bozulmuş olup ilişki kopma noktasına geliyor.Zorluğun önemi tam da burada başlıyor.Akla uygun hiçbir şey yoktur ki tam tersi de akla uygun olmasın;der filozofların en akıllıları. her şeye değer kazandırıyor her işte yaşanan budur.Hayat hep uyumdan ve kolaylıktan yana değildir.Ama kolaylığa ve daha doğrusu kolaycılığa alıştırılmış insanlar özel ilişkilerinde ufak bir çatırdama gördüğü an toparlamak yerine kaçmayı doğru bulurlar.Kendilerince doğru buldukları bu yargı sonucunda karşı tarafın duygularını,psikolojisini düşünmeksizin cesaretsizce kaçmayı düşünürler.Vazgeçmek çoğu an ve durum için cesarettir ama sevip arzuladığın insandan “uydurma nedenlerle” gittiğinizde bu sizin kalmaya cesaretinizin olmadığını gösteriyor.Karşındaki insanla uyuşmadığını düşünebilirsin ama sağlıklı bir beyin bunu zaten en başından düşünür ve bunu bile isteye yaşar ya da baştan yaşamaz.Seneler sonra hayatınızda ki insandan uyuşmuyoruz gerekçesiyle giderseniz bu yaptığınızımeziyet saymayın,oturun ve zihninizi açın derim.Ben mesela uyumsuz biri olduğumu kabul ediyorum.Mühim olan olduğumuz gibi düşünebilmekte.Düşünenler,düşünde yaşayanlar,kendi içinde özgür ve renkli olanlar,uğraşanlar,üretenler kısacası sanat için yoğrulmuş olanlar yaşadıkları toplumda özgür değilse ve bu toplumda her geçen gün baskıyı,şiddeti,özgürsüzlüğü,kısıtlanmayı görürse günlük uğraşlarına ferah yönelemezler.Bu bozuk düzene mental olarak uymadım zaten hiçbir zaman.Ele avuca sığmaz yapım ve zıpır fikirlerimle sizin önüme koyduğunuz kalıplara da uymayacağım.Kendi hayatlarının kahramanı olmuş insanlardan korkun.Niye korkun biliyor musunuz? Bu insanlar kendi elleriyle kendi dünyasını yaratır ve oraya özgür düşüncelerini,renklerini iliştirir.Benim bu ellerimde ne var biliyor musunuz? Uyumsuz dünyamın ışıltısı.Biri çıkıp benim ellerimi tutmaktan öylece vazgeçince benim ellerim çirkin mi acaba?dedim,sonra sıkıca kapattığım avuçlarımı açtım,açınca ışıltılarım saçıldı dört bir yana gölgesinde Thomas Moore-Campenella Güneş Ülkesini gördüm öteki tarafında Huxley-Cesur Yeni Dünya’yı

Bu adamlar ütopyalarıyla kendi dünyalarını kurmuş kahramanlardır bende kendi ütopyamın “Uyumsuz Yeni Dünyamın” ışıl ışıl kahramanıydım.

Uyumsuz Dünyamın Işıltısı


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.