Unutulmaz Filmler Kuşağı–Melekler Şehri

0
30

 

-Sen iyi bir aşçısın.

-Nereden anladın?

-Hissettim.

-Hissetmek yeterli değildir.

-Hissetmek yeterli değil midir?

-Hayır,hissetmek yeterli değildir.

-Elini ver.

-Gözlerini kapa.

-Ne yaptım?

-Elimi tuttun.

-Gözlerin kapalıydı, bunu nasıl bildin?

-Hissettim.

1998’de hayatımıza giren City of Angels filminin başrollerini, Meg Ryan (Maggie) ve Nicolas Cage (Seth) üstleniyor. Yönetmen koltuğunda oturan Brad Silberling, izleyiciyi tam olarak bir saat elli üç dakikalık romantik bir uçuşa geçiriyor. Dramatik romantik, duygusal filmlerin arasında sayılan eser, insani duyguların gerçekliğini ve gerekliliğini sorgulatıyor. 

Melek olduğu için insanlığı merak eden Seth, yaşadığı talihsiz bir ameliyattan çıkan Maggie ile karşılaşır. Maggie, doktor olmanın soğukkanlılığı ve insan olmanın sıcak gözyaşları arasında otururken yaşadığı hüznü, nereden geldiğini bilmediği adam ile paylaşır. Yara almayan, yemek yemeyen, uyumayan bu yabancı, tuhaf ve geri dönülemez şekilde genç kadını etkilemiştir. İkilinin arasında gelişen bağ ile birlikte, hislerinden kaçan bir ölümlü ve hissedebilmek için uğraşan bir ölümsüzün karakter gelişimini izliyoruz. Film her ne kadar aşk filmi kategorisinde olsa da, günlük yaşamımızda sırt çevirdiğimiz bir gerçeği ortaya koyuyor.

Bu kaçınılacak kadar küçük, saklanamayacak kadar büyük gerçek hakkında konuşmamız gerekirse:

Sevdiğiniz birisine söylemek istediğiniz milyonlarca şeyi içinize atıp, hiç bir şey yok gibi davranabilirsiniz. Bunu yapmak için, insanüstü bir güce ihtiyacınız yoktur. Tuhaf olan şey, bir domatesi doğrarken elinizi kestiğinizde, kesiği ne kadar saklarsanız saklayın, oradan kan akacağı gerçeğini değiştiremezsiniz. Buda insan olmanın bir getirisidir. Basit örneğe bakacak olursak, bedeniniz yalan söyleyemezken, ruhunuz zaman zaman gerçeğin ne olduğunu unutabilir. Dürüst olmak için melek olmak şart mıdır? Dürüstlük bu kadar zor mudur? Kızmak, üzülmek, sevmek, korkmak bu kadar kötü ise neden içimizden asla söküp atamadığımız birer parçamızdır? Damarlarımızda dolaşan kan gibi, bir yabancı yada bir tanıdık canımızı yaktığında, hislerimizde dökülmeye hazırdır. Pıhtılaştırmak istercesine bastırır dururuz. Etrafın kirlenmesinden korkarız. İçimizde biriktirdiğimiz öfkenin yada kalbimizden dökülen kırgınlıkların dile düştüğü zaman, bizi yalnız bırakmasından korkarız. Belki bundandır, hep meleklere özeniriz. Sahi hiç hissetmeden yaşamaya mı yoksa sadece uçabilen müthiş iyi varlıklar olmaya mı özeniriz, bilinmez.

Seth: Küçük kız melek olup olamayacağını sordu. Sahi onlara kanat takamaz mıyız?

Melek: Ona gerçeği anlattın mı?

Seth: Evet.

Melek: Ne dedi?

Seth: Rüzgarı yüzünde hissetmedikten sonra, kanatların hiçbir önemi yok.

Cage’i görmeye alıştığımız çoğu film gibi bu filmde de, kendimizi ve yaşadığımız düzeni sorguluyor, fantastik bir maceranın ve tanıdık simaların arasında kendimize en yakın karakteri arıyoruz. Ryan’ın kamerayı seven gülümsemesinden olacak ki, her sahnesinde içimizi ısıtan filmi seyrederken bir kaç göz yaşı garantisi veriyor. Arşivinizde bulunması gereken, hislerinizden kaçtıkça izlenebilecek bir film tavsiyesi olarak bırakıyorum. Ne için melek olmayı düşlediğinizi hatırlamanız dileklerimle.

 

Unutulmaz Filmler Kuşağı--Melekler Şehri


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.