Tufeyli

İki adım yürür sonra tekler. İçinden 10’a kadar sayıp tekrar dener. Bir sırt gördü ya hemen ona binip yola devam eder. Bu böyledir. Yolu tek başına yürümeyi yük zanneden tufeyli adımını sayarak gider. Yürürken başında döner kuşlar. Her kuşun bir derdi var kimi para kimi şöhret kimi sonsuzu diler. Bakkal merdiveninin tozu pardösüsünü yutar, tufeyli el ucuyla silkeler döner bakkala kızar.
“Eteklerime dokunamaz kimse, göğün bulutları bile!” der kendini fevkalbeşerden sayar.
Kibirle yürümeye devam eder. Kimin sırtından aşsam bugün der, durup bir fikir çeker ciğerinden içeri sonra verir fikri evrene, evren düşünsün yerime ki yorulmasın aklım der. Akşam olunca karanlık çöker. Tufeylinin karanlıkta dizleri titrer. Bir ziyan gelir başına diye yollara uzun direkli ve diken dolu koca gözler diker, o gözlerin içinde aydınlığı bekler. Karanlık bilinmezi söyler, geceler yalanları kucaklar çünkü gündüzler yalan söylemeyi beceremez. Yalan aydınlıkta saklanacak yer bulamaz gecenin kollarına koşar, tufeylinin yalanları sarhoş olur gece sokakta gezer. Tufeyliyi boğacak, yakalayıp hesap soracak bir an beklerler. Tufeyli ceketinin altından bakar bir adım atar geri çıkar. Sabah olur güneş açar, güne safi zarardır tufeyli, kötüye çıkan yolu topuğu ile kazıyarak aşar ama gerçekle yalanı yan yana görünce topuksuz koşar.
Elmasını alır dişine takar, etrafta dolanıp caka satar. Nasıl her şeyi bildiğini sandın böyle diye soruldu mu öfkeyle coşar döner okkalı bir bakış atar. Her iş bilirim der durur ama ayağının bağı çözülür bağlayacak adam arar. Nihayeti yok mu bu soluksuz sırtlanışınızın der çevresine. Ne aptallık ne lüzumsuzluk ki ben sırtlarına atlıyorum onlar bana in demiyor, ben eziyorum onlar bezmiyor diye övünür hadsizce. Sonra günü gelir bir sırt ona katlanamaz da in benden der, tufeyli döner onu insafsız ilan eder.
“Ah! benim nasipsiz kara yazgım. Ben bitiğin tükenmişin biriyim ki beni sırtına alan bir insaflı kul olmadı…” diye isyan eder. İnkarın ayakları olsa bu olurdu neme lazım, bu öyle bir nankörlüktü ki akşam beş oldu mu yer gök utancından kızarırdı. Dünya her eylül ayında bir anda dökerdi tüm yapraklarını bu nankörlüğe.
Balkonda çamaşır ipi boynuna dolanır düşer, sokakta fosseptik çukurunun kapağı gevşer gider hasbelkader, bir saniyedir ki ansızın canından olur tufeyli.

Ne yer duyar, ne gök. Sessiz sedasız can verir, bu dünyadan silinir gider. Onu taşıyan sırtlar da hafifler, dünya derin bir oh çeker.