Toprak bizi kabul eder mi ?

0
731

Yaşamak için verilen hayatın gerçek ödevlerini yapmaya çalışırken, sürekli olarak sorulan kalıp soru cümlesi “Nasılsın?” için verilebilecek farklı bir cevap bulamadığım zaman, ne kadar çok fazla sıradanlaştığımı fark ediyorum. Bu sıradanlığı yaşamaya başladığım an itibariyle beklediğim, yeni bir dönüm noktası oluyor. Böyle bir dönüm noktası yaşamışlığım çoktur, mucize kokmayan noktaları birleştirmeyi başardığım zamanlarda sıradanlıktan kurtulabiliyorum ve yeni anlamalara kapı açabiliyorum. İşte bu noktada, açtığım yeni bir kapının anahtar hikayesini paylaşma isteğimin ağır basması doğaldır.

Daha önce de dediğim gibi sıradan bir güne başlamıştım. İnsan kaynayan sokaklarda, herkesin yalnız oluşu ve kimsenin kimseyi umursamadığı bir dünyada, hiç tanımadığım bir insanın selam vermesi ve hiç tanımadığım bir insana yardım etmek, benim için sıra dışı mucizelerden daha anlamlı oluyor. Hiç beklemediğim bir zamanda karşıma çıkan tahmini 65-70 yaşlar arasında ki bir teyze ile kısa ama soru işaretleriyle dolu bir yolculuk yaptık.  Bu yolculuktan geriye kalan kocaman soru işareti ile birkaç gün boğuştuktan sonra taşları yerine koymaya başladım. Yılların yorgunluğunu üzerinde taşıyan teyze, utangaçlığından kaynaklanan sıkıntıdan olacak ki sürekli bitkin elleri ile oynuyordu. Diğer taraftan, karşısındaki insanı rahatsız etmemeye özen göstermek için kısık bir sesle ;”evladım” diye başladı cümlesine ve etrafı süzdükten sonra, yılların yorgunluğunu derin bir nefes alarak öteye attı ve devam etti. “Biz, insanoğlunun mayası üstünde yaşadığımız toprakla yoğruldu. Biz bu toprak ile can bulduk ve biz bastığımız bu toprağın üzerinde hiçbir kaygımız olmadan, gezdik, eğlendik, ağladık, güldük ve toprağın kutsallığına ters olan bir sürü kötü, pis işler yaptık.”  Hiç beklemediğim bir sohbetin bu şekilde başlaması beni ciddi anlamda uyandırdı ve o kısık sese daha dikkatli kesildim. Kısık ve yavaş konuşmasına devam etti ; “ Hiç yarını düşünmeden, sürekli bencil olduk. Paylaşmayı, dostluğu, kalbimizin ışığı vicdanımızı unuttuk. Makam, mevki, para, mal, mülk bize daha tatlı geldi.” O anlatmaya devam ederken, içimdeki ses sürekli evet, evet diye haykırıyordu. Öne doğru eğdiği başını hiç kaldırmadan, nasırlaşmış ellerine odaklanmış bir şekilde devam etti; “ Oysaki hepimiz aynı yolun yolcusuyuz, gideceğimiz yer, geldiğimiz topraktır. Ama gitmek o kadar da basit olmayacak bizim için.  Acaba toprak bizi yaptıklarımızdan dolayı kabul edecek mi? Bizi, rahatsız edecek kadar sıkacak mı yoksa o geniş yüreğini bize açacak mı? Bunu neden düşünmeyiz?”

Sohbetin en can alıcı noktasına varmıştık ama teyzenin inmesi gereken yere de gelmiştik. Söylediklerini düşünmemek elde değil. Biz insanlar, bir şeyleri elde ettiğimizde ötesini hiç düşünmüyoruz, kimseyi umursamıyor,  birileri için bir şeyler yapmıyoruz. İlla maddi olarak bir şey yapınca bir şeylerin çözüldüğünü düşünüyor, bencilliğin atası oluyoruz. Bir şeyleri elde etmediğimiz zamanda sürekli sitemkar ve sömürü ile dolu duygu küpü oluyoruz. İnsanlara yaptığımız kötülükler ile mutlu olmayı marifet sanıyoruz. Hiç ama hiçbir gün sonrasında ne olacağını düşünmüyoruz.

Bitkin haliyle arabadan inen teyze dua ettikten sonra; ”evladım sende dua et, bu toprak bizi yüreğine bassın. Dua et hep beraber geldiğimiz yere döndüğümüzde huzurlu olalım.” Kapıyı kapattı ve arkasını dönüp gitti. Geriye kalan sadece kocaman bir soru işareti oldu.. “ “ Şimdi oturup bunu düşünelim…

Toprak bizi kabul eder mi ?


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.