THE QUEEN'S GAMBİT

                  

The Queen’s Gambit 1950-1960 yılları döneminde geçen bir hikayeyi ekrana taşıyan mini bir internet dizisidir. Dizinin başrol karakterini oluşturan Elizabeth, küçük yaşta ailesini kaybederek yetimhaneye yerleştirilen ve uzun süre evlat edinilmeyi bekleyen bir çocuktur. Yetimhanenin hademesi bay Shabiel sayesinde satranç ile tanışıyor. Süreç ilerledikçe satrançta gelişimi devam ediyor.1950’li yıllarda satranca yönelmiş kadın sayısı azdır ve onlara fırsat verilmemiştir. Elizabeth buna rağmen erkek egemen bir branşta ilerlemeye çalışıyor. Ve hayatının geri kalanını oluşturacak olan macera bu şekilde başlamış oluyor.
1960’ların başlarında yetimhanelerde çocukları sakinleştirmek için sakinleştirici ilaçlar verilirmiş. Dizi de bunlar iki çeşit olarak; yeşil olan ilaçlar mizacını düzenler, turuncu ve kahverengi olan ilaçlar ise zindelik için verilirdi. Elizabeth henüz 9 yaşında iken bu hapların bağımlısı oluyor. Büyüdükçe birçok bağımlılığı oluşmaya başlıyor. 15 yaşında iken alkol ile tanışıyor. Ve bunun devamını da aşırı dozda geliyor. Ama Elizabeth için tek bağımlılık bunlar değil, Elizabeth kazanmaya kontrolü elinde tutmaya da bağımlı bir karakterdir. Belki de kendini yalnızca satranç tahtası üstünde yönetici hissettiği için kontrol mekanizmalarını oraya odaklamış durumdadır. Aslında Elizabeth yeteneğinin kendisini özel kıldığının fazlasıyla farkındadır. Bu yüzden sadece kendi zekasına odaklanmış, ve buna güvenen bir kadındır. Önünde bir satranç tahtası açık olmadan tavanda hayal gücüyle düşünerek satranç oynayabilecek kadar da başarılıdır. Kafa yapısı olarak kendine en yakın gördüğü kişi Benny, çok farklı olmalarına rağmen ikisinin de benzer yanları var. Her ikisi de akıl oyunlarını çok seviyordu. Fakat Elizabeth turnuvalarda genellikle aynı taktikle oynardı. Takıntılı bir karakter ve bunu oyunlarında da ortaya koymakta, ‘Piyon ilerleyip şahı alınca mat’ taktiğini benimsemektedir. Dizi de çekilen satranç maçı sahnelerinde oyundan çok oyunculara ve rekabet ilişkisine odaklanılmıştır. Öyle ki satrancı hiç bilmeyen biri bile oyuncuların yüz ifadesinden satranç oyununun akıbetini anlayabilir. Satrançta gösterdiği başarı ve özgüven Elizabeth için kendini arayış çabasıdır. Kendisini evlatlık edinen bayan Wheatly kaybettikten sonra yalnızlığıyla daha da baş başa kalan Elizabeth kendine hep bir kaçış noktası aramıştır. Onun kendince yarattığı bir hayatta kalma biçimidir satranç. Dizinin yönetmeni Scott Frank’in de söylediği gibi ‘Oyun değil, dehanın bedelidir’. ‘Konu genel olarak dünya çapında bir yeteneğe dönüşen çocuk yaştaki bir dâhiyi anlatsa da konu aslında bir kızın karanlık iç dünyasını yansıtmaktadır’.
Dizinin finalinde ise Elizabeth satrançta dünya şampiyonu ilk kadın olmuştur. Bu sona bakılırsa sadece alınan galibiyetlerin değil, bu uğurdaki emek ve çabanın da gözler önüne serildiği bir eserdir. Toplumsal cinsiyet tabularını yıkan Elizabeth Harmon satranç ile henüz 7 yaşında iken tanışmış biri olarak beni fazlasıyla bu hikayenin içine çekmeyi başardı. Bir akıl oyunuyla feminist algının birleştiği bu noktada satrancın sadece bir oyun olmadığını, yeri geldiğinde bir kadının zekasını, varoluşunu ve kendini kabul ettirebileceğini gösteren bir güç haline gelişini izlememizi sağladı. Son olarak şu cümleyi ekleyebilirim ki ‘Satranç sadece bir oyun değil, bir tutkudur’.