ŞİRİNCE TEYZE

-Şirince teyze! Küçük saksılar buraya mı?
–Evet kızım, yerleştir güzelce. Yavaş ol küsmesinler!
-Küsmesinler mi? …
Radyoda ılık ılık çalan müzik ile şirince teyzenin söylenmeleri birbirine karışıyordu bu deli göğün altında. Şirince teyze ile bu köyde tanıştık, ben bu köyün öğretmeni Çiler.
-Çiler kızım! Radyoyu kapat, Çiler kızım! Büyük saksıyı getir; Çiler kızım! Perdeyi çek…
Şirince teyze ile beraber yaşıyoruz. Ufak tefek, kendini zor taşıyan bir evimiz var.
Bahçesi, şirince teyzenin tabiri ile Adile hanımın gülüşüne benziyor. Her renkten, her telden; her masaldan bir kanat çırpışı var.
Şirince teyze, adile hanımı çok seviyor. Filmlerini izler, masallarını dinler üstelik tekrar tekrar, ezberlemeden. Bir gün adile hanımın onun yanına geleceğini ve onunla sohbet edeceğine inanıyor. Onu bu inancı hayatta tutuyor, biliyorum. Sürekli Adile Naşit hakkında yazılar okuyorum evde, eli ayağına dolaşıyor dinlerken. Nasıl oturacağını bilemiyor, elini kalbine götürüp derin bir nefes alıyor. Şirince teyzenin bu halleri günümün en güzel saatleri oluyor. Bir de ona ‘bana adile hanımı anlat’ diyen birisini bulduğu an, tutuyor kolundan bir diyardan bir diyara götürüyor. Şirince teyzeyi dinleyip de adile hanımı sevmeyen görmedim. En sevdiği mevsim yaz, en dolu dolu yaşadığı ay haziran. Adile hanımın doğduğu gün doğmuşum der hep. Çok sevdiğinden mi bilinmez, gözleri ve yanakları onu andırır. Oldukça benzerler yani.
Kışın, bizim köyü sert vurduğu tarihlerin birindeyiz;
Şirince teyze erkenden uyanmış kahvaltı hazırlamış, sobayı yakmış, penceresinin önündeki çiçeğin toprağını eşeliyordu.
Seslendim duymadı, tekrar seslendim duymadı. Yanına yaklaşıp omzuna dokundum ‘Şirince teyze!’ irkildi, biraz söylendi. Gece uyumadığı o kadar belliydi ki.
-‘Okuldan geldikten sonra anlatacaksın ne olduğunu şirince teyze’ diye seslendim odasına doğru. Kapısını usulca açtı kaşları çatık şekilde biraz söylendi.
Öğleden sonranın saatini çok geçmemesine rağmen hava karanlıktı. Eve yaklaşırken Şirince teyzenin sesini duydum ‘Çiler!’ adımlarım hızlandı hatta en son koştum. Rüzgâra meydan okuyordum. İçimi ürperten bir duyu sardı bedenimi.
-‘lütfen, lütfen, lütfen şirince teyze, lütfen…’
Eve girdim, Şirince teyze ayaktaydı, ama hiç de iyi gözükmüyordu. Anladım, bir şey oluyordu.
-‘Çiler, kızım içimde bir hal var. Kemirir durur, uyutmaz beni. Bir haber mi var bir yerlerden?’ dedi.
-‘Şirince teyzem, bir haber olsa söylemez miyim sana?’ derken kolumdan tutup sarıldı doyasıya bana. İçime bir burukluk saplandı, şirince teyze haklıydı bir yerlerden bir haber vardı. Bizim henüz bilmediğimiz. Saat ilerledi, şirince teyze ağlayıp duruyordu. Belki Adile Naşit’in bir filmi olur düşüncesi ile açtım televizyonu. Kanallarda bir sessizlik hâkimdi derken Kuruntu ailesi dizisi denk geldi. Sesini açtım. Bir şey anlatıyorlardı, Adile Naşit’in ölümünü…
Kafamı yavaşça Şirince teyzeye çevirdim. Başını duvara yaslamış, için için ağlıyordu.
-‘Çiler, ben öldüm. Ben öldüm kızım…’ sayıklayıp duruyordu. Koştum yanına tuttum elinden. Avuçlarımın arasında sıyrılıp giden bir inanç vardı. Şirince teyzem, çiçeklerine Adile ismi ile seslenir onlara Adile hanımı anlatırdı. Gözüm pencereye takıldı, çiçekleri solmuştu.
Ellerinden tuttuğum şirince teyzem bir anda yığıldı yere.
Bu onu son görüşüm oldu.