Sevgili Günlük

Sevgili Günlük;

Bugün yine o malum günlerden. Yazmama gerek var mı ki? Gerçi günlük yazmanın amacı da bu değil miydi? Her şeyi yazmak… Bugün yine o günlerden, gökyüzünün mavisinden sıkıldığım, denizin yeşil-mavi karışımında, boğulduğum günlerden. Toprağın ayaklarımı acıttığı, huzurun karanlıkta saklandığı günlerden. Artık gökyüzünü alacakaranlıkta seviyorum, hesapsız sualsiz samimi bir biçimde sarıyor beni. Saklanıyorum o uçsuz bucaksız karanlığa, adımlarımın görünmediği, silüetimin  belli olmadığı zifiriye saklanıyorum. Sanırım beni ele veren tek şey kahverengi saçlarım. Çok değiştim sevgili günlük öyle değil mi? En iyi sen bilirsin. Artık denizi gün ışığında izlemiyorum mesela, ay ışığında izliyorum. Sonsuz karanlık beni yutsa ne olur diye düşünüyorum, suyun altıda üstü kadar karanlık mı diye kendi kendime soruyorum içine atlasam süzülsem dibine kadar, saçlarım suda dalgalansa bedenim dibe süzülse fakat hiçbir zaman dibe vurmasam sonsuza kadar süzülsem diye düşünüyorum. Artık toprağa çıplak ayak basmayı da sevmiyorum sevgili arkadaşım. Sözde negatif enerjimi alıyormuş, benim enerjimi alıp bir başka canlıya verirse o zaman ben ne yaparım arkadaşım? Ben bile tahammül edemezken başkasına yazık olmaz mı? Ne dersin, sen de benim gibi mi düşünüyorsun? Aslında bütün bunların başlangıç sebebini biliyorsun değil mi? Koparıp yaktığım sayfalar, cevapların hepsi onlardaydı. Unutmak için yaktım onları bunun için senden özür dilerim benim sadık arkadaşım. Üzülme ama bu sayfayı da yakında yakarım, amaç da  bu değil miydi zaten içimi döküp sonra onları yok etmem. Biliyorum adil değil, fakat başka bir şey yapmayı bilmiyorum, hala öğrenemedim üzgünüm… Yaktığım sayfaların seni ve beni özgürleştirmesi dileği ile hoşça kal…