Sevgi

Sevgi anne karnından itibaren insanın ihtiyaç duyduğu en temel ihtiyaçlardan biridir. İnsan sevgi ile dünyaya gelir ve hep gerçek, koşulsuz sevgiyi arar. Bu arayış sırasında bazılarımız ağır yaralar alır. Bu yaralar kimi zaman pes edişin, kimi zaman ise direnişin sembolü olarak ömür boyu bizimle kalır. İnsan bir savaşta aldığı en ufak darbe ile savaş alanından kaçıp gittiğinde değil, savaşmaya devam ettiğinde kahraman olabilir. Hayatımızın kahramanları olabilmek için dünyanın barındırdığı koca sevgisizlikle savaşmak zorundayız. Mücadelemizi sevgiye olan inancımızla yapmak, zırhımızı güzellikle kuşatmak bizi zayıf yapmaz, aksine yaşam boyu üzerimizde kalan onca yorgunluğun huzur verici bir ezgiye dönüşmesine destek olur. Bir sokaktan geçeriz, burnumuza gelen leylak kokularıyla içimizdeki sevgiyi besleriz, huzur dolarız. İşte aslında birkaç saniyeyi sevgi dolu yaşamak bu kadar basittir. Sevgi denince akla hep durgun sular, çiçekli bahçeler gelir. Oysa sevgi kazanılana kadar dalgaları çırpınan sonu huzur ve dinginlik olsa da kıyısına ulaşana kadar sizi savuran bir denizdir. Öyle ki bazı sevgilerin hep dalgalı ve hırçın olduğu da söylenir. Oysa yeryüzündeki hiçbir sevgi gözyaşı dökmez, kalp kırmaz, üzmez. Sevgi iyileştirir. Merhem olur ve hayata bağlar. Bencilce doğanın göbeğine dökülen asfaltın arasından çıkan çiçektir sevgi. Ulaşılamaz olmamalıdır, zorlama hissettirmemelidir, hak edilmesi gerekse de karşılıksız verilmelidir.

Sevmek sevilmek gibi duygular bu denli doğalken insan neden korkar? Bu duyguların işaretlerinden bile neden kaçar? Çünkü insanlık karmaşanın gölgesi altında ışığı tanıyamaz. Işık bir uydurma,bir masal gibi gelir. Sevmek sevilmek o karmaşık hayatın içinde ışığı tanıyamamış biri için sonsuza kadar mutlu yaşadılar masallarındaki uydurmacadır. Gerçek hayatta çıkar ilişkisi, kaos ve karmaşa gerçeğin ta kendisidir onlar için. Oysa sevildikleri an, sevginin ne denli gerçek, saf ve temiz bir ihtiyaç olduğunu sezdiklerinde bütün dünyaları değişir. Masallarla gerçekler arasındaki o ince farkı kavramaları için gerçek sevginin farkına varmaları yeterlidir.

Yemek, içmek, uyumak kadar tabii bir ihtiyaç olan sevgi insan için hep arayıştır. Anne sevgisini ararız, baba sevgisini ararız, kardeş ve akraba sevgisi derken dostlar edinir, eşimizi bulur yine onlardan da sevgi bekleriz. Koşulsuz sevgi duyduğumuz insanlardan şefkatli bakışlar görmek isteriz. Sevgi alamadığımız her an kırılıp dökülmeye başlarız. Her sevgisizlik bir darbedir. Lakin bu darbeler aslında insanın ruh heykeline vurulan güzelleştirici izlerden biridir. Her darbe ile karakterimiz şekillenir, güçlenir. Aslında darbelerden sonra nasıl biri olduğumuz çevre kadar bizim de elimizdedir. Ne kadar kötü darbe alırsa alsın onu güzelleştirip hayatına katan kişi ile aldığı darbeler yüzünden öfkeye bürünüp olan biteni telafi etmek yerine küsen ve savaşı terk eden kişi ileride çok farklı iki karakter olur. Biri sevgisini vermekten ve sevgi görmekten asla çekinmezken diğeri sonsuza kadar sevginin bir aldatmaca olduğuna içten içe kendisini inandırır. Ne kadar sevgisiz kalınsa da ne kadar sevgi görülse de dengeyi bulmak kişinin kendi ellerindedir. Bu noktada sevginin iyileştirmesi için aslında en başta bizim içimizde olması gerektiğini anlarız. İçinde sevgi tohumu olmayan kimse güzel çiçekli bahçeler gösteremez. Önce içimizi sevmeliyiz ki o sevgi taşıp dışımıza da vurabilsin. Çünkü özünü sevmeyen varlık aslında hiçbir şeyi sevemez.

Peki ya sonuç?
-Sevgi neydi? Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti. (Cengiz Aytmatov)