Sessizliğin En Büyük Ses Olduğu İki Film: “PERSONA” VE “SESSİZ DÜĞÜN”

0
1312

Sinema dediğimiz şey sesten ve müzikten pek de bağımsız bir sanat/edebiyat türü değildir. Filmlerdeki konuşmaların ve efektlerin izleyicilerin duygusal ve algısal görüşlerinde büyük farklılıkara yol açtığı bilinen bir gerçektir.Kişilerin davranışları ve sesleri bir araya geldiğinde ortaya oldukça gerçekçi bir çıkmaktadır. Aslında Kelime olarak sözcüğü tiyatro oyuncularının çeşitli roller canlandırırken taktığı maskeler anlamına gelir,yani Personalar bir tür metaforik maskedir,alt kimliktir tıpkı sesler gibi. Ayrıca arka planda çalan şarkılar da bizim -izleyiciler olarak- biliçaltımızda karaktere yönelik anlamlar katmamızda epey büyük bir role sahiptir.İnsanların kimlikleri açısından personalar ve ses tınıları veya sessizlikleri ayna görevindedir.Bu makalenin amacı biri 1968 yapımı olan isveçli yönetmen Ingmar Bergman’ın  “Persona” ve diğeri 2008 yapımı olan Romanyalı yönetmen Horatiu Malaele’nin  “Silent wedding” filmleri üzerinden kavramının nasıl işlendiğini incelemektir.

Persona” filmini yorumlamaya geçmeden önce yönetmenin bir sözü ile başlamak istiyoruz.: “Bir gerçeklik krizi beni,düşüncemi açıklamaya yöneltti.Gerçek nedir? ve kişi ne zaman gerçeği söylemelidir?Cevabı o kadar geç geldi ki,sonunda gerçekliğin tek biçiminin sessizlik olduğunu düşündüm.Sonunda bir adım daha ileri giderek,bunun da bir rol bir maske olduğunu keşfettim.” Gerçeklik dediğimiz şey her zaman kolayca benimsenecek bir şey değildir,herkesin gerçekliğinin farklı olması ile birlikte herkesin bu gerçekliği kabullenişi de farklıdır. İşte Persona filminde Elizabeth karakteri bu gerçekliği sessizliği ile benimserken Alma karakteri sadece konuşarak bazı gerçeklerini gün yüzüne çıkarmaktadır.Elizabeth karakterinin sessizliği tercih ettiği yerin Elektra adlı bir tiyatro oyununu oynarken oluşu,tesadüfi değildir. . Elizabet’in sessizliği tercih edilmiş bir sessizliktir.Ama tercihlerimiz ne kadar bize aittir? Aslında elizabeth’in tercih ettiği sessizlik tepkisel bir sessizliktir,konuşarak yalan söylemek zorunda değildir,sesiyle yarattığı personaların ardına gizlenmek zorunda değildir artık.Bazı gerçeklere sessizliği ile ses katıyordur aslında,Alma ise Elizabeth’in sessizliği karşısında gittikçe kendi ile ilgili şeyleri daha fazla anlatıyor  ve belli bir kırılma noktasnın ardından bu sessizliğe katlanamamaya başlıyordur çünkü sessizlik sadece susmak değildir ve Elizabeth’in sessizliği Alma’nın kendisiyle olan içsel savaşına ayna tutuyordur.Bütün bu içsel yanılsamalar bir yazlık evinde geçmektedir.; sessizliğin de aslında büyük bir ses olduğunu, insanların kimliklerinin oluşmasında bazen ses tınıları kadar sessizliğin de çok büyük bir rolü olduğunu ve bilinçaltımızda insanları anlamlandırma husunda arka plan seslerinin de ne kadar önemli olduğunu farklı sinema teknikleriyle göstermektedir.Yönetmen oldukça keskin ve bize sanki şiddeti anımsatan tınıları seçmekle birlikte aynı zamanda bizi biraz da tedirgin edici efektler kullanmıştır,fakat genelde bu kullanılan sesler görsellerle zıt niteliktedir. -filmin başı ve sonu hariç-,Filmde kullanılan ses efektleri ve Elizabeth’in sessizliği seyircilerin bir türlü filme tam olarak adapte olamayışına sebebiyet vermektedir ki kanımca bu da filmin kurgu dünyası olduğunu bu şekilde seyirciye kanıtlamaktadır.

Sessizliğin En Büyük Ses Olduğu İki Film: "PERSONA" VE "SESSİZ DÜĞÜN"

Silent Wedding ise tıpkı ismi gibi içinde bolca ironi barındıran,izlerken seyirciyi hem güldüren hem ağlatan hem de tüm bu duyguları yaşarken aynı zamanda sessizleştirebilen bir filmdir.Persona filminin aksine buradaki sessizlik maruz bırakılmaktır.İnsanlara en mutlu günlerinde milli yastan dolayı konuşma yasağı getirilmiştir.Persona filminde .Elizabeth karakteri sessizliği tercih ederken, bu düğünün en sonunda davetliler, ,bedeli her ne olursa olsun maruz bırakıldıkları sessizliğe karşı gelmişlerdir.Filmin en vurucu sahnelerinden birisi davetlilerin “kulaktan kulağa” oynadıkları sahnedir.Kanımca bu sessiz düğünün en büyük metaforudur. İnsanlar aslında sessizdir ama ortada dönen ve herkesin kendi sembolik evrenine göre şemalandırdığı bir dialog da vardır.Hatta Milan Kundera “Ölümsüzlük” adlı eserinde kulaktan kulağa metaforunu toplumsal imgelerin ve inançların sürekli birbirine aktarılmasına/alışveriş edilmesine benzetmektedir.Bu oyunda ilk başta söylenen şey en son tarafa asla tam olarak ulaşamaz,hep bir değişikliğe ya da uydurmasyona maruz kalır.Kimliklerimizin oluşmasında etkili olan toplumsal normların çoğunun altında değiştirilmiş vveya törpülenmiş kültürel inançlar yatmaktadır ve bütün bunlar sessizce günümüzdeki şeklini almıştır.Bazen insanlar bu sessiz evrime karşı çıkmıştır.Tıpkı gelinin babası gibi ; ama sonuç ne kadar bir şeyleri değiştirebimiştir? Maruz bırakıldığımız sessizliğimiz gerçekliği ortaya çıkarmaya engel olabilmiş midir?

 

İki filmde de ortak temalar farklı şekillerde gün yüzüne çıkmıştır.İlk filmde kullanılan “sessizlik” teması daha bireysel açıdan ele alınırken diğer filmdeki “sessizlik” toplumların bastırılışı yönünde ele alınmıştır.Personaların oluşmasında etkili olan ses/tını kavramları Bergman tarafından başarıyla işlenmiştir.Malele ise kullandığı ironiler ve metaforlar ile toplumların “sessizliştirilmesine” ve bunun karşısında inandıkları ve sevdikleri şeyleri elinden alınan toplumların bir süre sonra bu sessizliğe “ses” çıkarark ölümü dahi göze aldıklarını “Silent wedding” ile başarıyla göstermiştir.Ve son olarak aynı zamanda bu iki filmde de çoğunluğun karşısında bireylerin verdiği dirençte sessizliğin bir nevi tepki veya kabullenişine de şahit olmaktayızdır.

Sessizliğin En Büyük Ses Olduğu İki Film: "PERSONA" VE "SESSİZ DÜĞÜN"


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.