Sen, Sosyal Medya Seçimlerinsin

Sosyal medya… Ne çok bizi kendisine hayran bırakıyor değil mi? Girip vakit geçirdikçe sanki daha çok kalmak istiyoruz orada. Zamanın peşi sıra önümüzden hızlıca akıp gittiğini fark etmiyoruz bile. Bir süre sonra bu durum alışkanlık haline geliyor ve bağımlılığa yol açıyor.

Elimizden düşüremediğimiz akıllı telefonlar, ekranlarının parlaklığından gözlerimizi alamadığımız bilgisayarlar, tabletler ve nicesi; farklı sosyal platformlarla bizlere değişik seçenekler sunarken, bizleri de gayet en derinden çözümleyip, “tanıyıp” istediğimizi önümüze koyan ve böylece daha çok vakit geçirmemizi planlayan bir sürü uygulamadan ibaret. Bir sosyal medya platformunda baktığımız içeriklerin çoğu birbirine benzer yapıda, bizimle aynı düşüncede ve kısacası bizi tanımlayan içeriklere sahip. Biz birine baktığımızda, bir sonraki içerik o baktığımızla uyumlu olarak platformlar tarafından hazırlanıyor ve tabii ki ardından gelen içerik de yine bizim o uygulamada kalmamızı sağlıyor. Bu durum, bu şekilde devam ediyor. Hep bizimle aynı fikirde olan hesaplar bize “bilinçli algoritmalar” tarafından sunulurken, bu durumun “farkındaysak” şayet; farklı düşüncelere yelken açıp, farklı, bizim gibi düşünmeyen hesapları buluyorsak; işimize yarayacak, bizi geliştirecek varlığımıza fayda sağlayacak, bizi çeşitlendirecek bir iklime sahipse takip ettiklerimiz; bize dayatılan aynılıkların gerçeğimiz, hatta hayatın bize bu gösterilenlerden ibaret olmadığı gerçeğine uyanık olduğumuz anlamına geliyor. Tabii fazla vakit harcamamak koşulu ile. Yoksa ne kadar bilinçli kullanırsak kullanalım sosyal medyayı, içine girip sürekli bilgi ortamında daha baktığımız bir bilgiyi beynimize işleme fırsatı vermeden, ardı ardına beynimizi bir yenisine maruz bırakmak, zihnimizi bilgi bombardımanına tutmak pek akıllıca ve bilinçli bir yönelim olmuyor hak verirsiniz ki. Bunu biraz daha açalım…

Bilgi bombardımanı… Aslında bizlere okulda yapılanın aynısı, sosyal medyada da yapılmıyor mu? Bir sürü farklı farklı dersin zihinde tutulması sadece tutulmasını sağlamaz mı? Hatta bir süreden sonra tutulamamasını sağlamaz mı? Ezberci anlayışı beslemez mi? Öğrenmek diyemeyiz buna bu sebeple. Öğrenmek anlamakla başlar. İşte sosyal medyada da karşılaştığımız bir sürü farklı veri, ilgimizi çeker, zihnimize hoş görünür gözlerimizin alıcısı olur ancak aklında ne kaldı diye sorduğunda kendine, cevabın büyük ihtimalle, içeriğin “görüntüsü” aklında kaldığı olacaktır. Çünkü bilgiyi hazmetmeden, anlama erişemez hiç kimse. Böylece, sayısız işlenmemiş direkt temaslarla karşı karşıya bırakılan beyin, üretme anlamında zayıf kalacak, harcanan vakitle birleşince bu durum hayatımızda sadece; cılız, bizi güçsüz bırakan, amaçsızlığa sürükleyen ve uyuşturan bir pozisyona itecektir. Tabii yaptıklarımız da hayatımızda var olanlar da bu durumu destekler nitelikte olacaktır. Öyle uyuşukça vakit harcanacaktır ki başka şeyler üretmeye ne fırsatımız, ne vaktimiz, ne de isteğimiz olacaktır. Sürekli ekrana bakar pozisyonda bilinçli bilinçsiz kendi hayatımızı tüketmeye bağımlı olmayı seçmeye motive olmuşuzdur artık. Kurtuluş ise, ara vermeyi seçmekte.

Dolayısıyla; yemeği hazmetmek için midemize ve bağırsaklarımıza tanıdığımız süreyi, -umarım tanıyoruz tabii ki bu süreyi :)) – bilgiyi hazmetmek için beynimize ve benliğimize tanımak bizi tam anlamıyla besleyecektir. Tabii ki beslendiğimiz şeyden fayda sağlamak istiyorsak. Yani biz sosyal medyayı fayda sağlama amacıyla kullanacaksak, durum bundan ibaret arkadaşlar. Tabii seçim bizim. Bunun ötesinde farklı bir yol da seçebiliriz, örneğin sadece amacımız boş vakit geçirmek de olabilir platformlarda. Zaten seçimlerimiz bizi biz yapmıyor mu? Seçimlerimizle hayatımızı yaratmıyor muyuz? Kendimizi, kişiliğimizi seçimlerimiz vasıtasıyla hayatla buluşturmuyor muyuz? Ya eleniyor ya da devam ediyoruz sınavlarımızda. Her ilerleyiş hataları görüp düzeltmeye gönüllü adımı atmakla; her elenme hatalarda ısrar etmekle can buluyor. Biz hangisini seçeceğiz? Bu sosyal medya davranışlarımız olsun veyahut başka alanlar olsun; biz neyi seçeceğiz, kendimizi mi, yoksa kendimizi kaybettiğimiz her şeyi mi?

Farkında mıyız seçimlerimizin?