Saygının Ardındakiler

Sonu olmadığını düşündüğümüz bir oyunu büyütüyoruz hayatta. Bizden alınan ve zorla başka yerlere sürülmek istenen düşüncelerimizle sonsuzluğa biraz daha yaklaşıyoruz. Anılarımıza değer biçilmesine izin veriyoruz. İnsanların bir bedeli varmış gibi davranıldığından duygularımızı sınıflandırıyoruz. Öylesine alışmışız ki sadece bütünü görmeye, parçaların ayrıntılarından çekiniyoruz. Biz bir devrimin içinde yer alacak kadar isyankarız aynı zaman da sessizliği ve boyun eğmeyi kabul edecek kadar da korkak. Böylesine acımasız ve karasız. Bozulmuş düzene isyan ederken bir yandan yeniden kendi sessizliğimiz de boğuluyoruz. Böyle basit işte büyüttüğümüz hayat.
Her gün binlerce acıyı, kaybı göz ardı ediyoruz. Sessiz kalmanın bir çare olmadığı biliyoruz fakat dile getirmek yerine bana ne zamana kadar dokunmazsa o kadar susarım diye düşünüyoruz. İnsanlara ve onların acılarına uzak ve mesafeli yaşıyoruz. Tıpkı hayata olduğumuz gibi. Cesaretsiz değiliz hepimizi aynı yerlerden bağlayan yanlışlar var hayatta. Göz ardı edilemeyecek bir yanlış. Sessiz kalınamayacak aynı zaman da dile getirilemeyecek bir yanlış. Tam anlamını bilmesek de hepimizi içine çeken bir yanlış. Hepimiz bu sürüklenişte aklımızı küçük şeylerle oyalamayı arzuluyoruz. Fakat göz ardı edilen yanlışlar özgürlüğümüze kilit vurduğunda ve biz bunu anladığımız da tüm yanlışlar zihnimizde yeniden anlam kazanıyor. Böyle anlar da geçmişe tutunmak istiyoruz. Verdiğimiz kayıplar, kaybettiğimiz insanlığımız eskiye itiyor bizi. Geleceğe dair güzel anlarımızın olmayacağını düşündüğümüz de geçmişe bağlılıklarımız artıyor. Eskiden yaşanan her şeye yeniden anlamlar yüklemeye çalışıyoruz, bir anıya tutunuyor ve farklı olasılıklarını hesaplıyoruz, bazen de yalnızca keşke diyoruz. İçinde bulunduğumuz anların ölçümünü yapamıyoruz. Kötü bir hayat başarısızlığımızı ortaya çıkartır diye korkuyoruz. Kim kötü bir hayat yaşamak ister ki.
Zamanla hayatımız da ki insan sayısı artıyor bununla beraber kayıplarımız da. Gerçek bir kaybı yaşayana kadar içimiz de bir sürü hayat biriktirdiğimizi anlamıyoruz. Çevremize ve kendimize öylesine gömülüyüz ki, gerçekten bakmıyoruz, tüm haksızlıkları ve acılarıyla bu hayata göz yumuyoruz. Yaşamımıza tercihlerin değil de mecburiyetlerin yön verdiğini anlayamıyoruz. Bizi birbirimize bağlayan bu yanlışların kaynağını aramak yerine suçlamaların arkasına saklanıyoruz. Sonrasın da peşi sıra diziliyor yanlışlar. Kötü olan her şey gibi. Biz yaşamanın ağırlığını anlamıyoruz, anlatamıyoruz da. Masumlar vicdanlarla beraber gömülüyor. Hırslar günlük yaşamın arkasına saklanıyor ve usul usul kirletiyor düzenimizi. Belki de düzeltmek için bir şeyleri biraz saygı yeterliydi.