ŞAPKALI GÖKYÜZÜ

Yeşilliklere doğru uzanan saçları, kayalara değen elleri, ağaçlara tırmanan ayakları…
Doğa ben ise, ben de doğa isem, şapkamı takar uzanırım ormana. Yürürüm sonsuz dolu bu düzlemde, gördüklerimi çizerim toprağıma, aşkımı anlatırım, babamı anlatırım kuşlara.
Ellerimden akan ırmaklardan geçer geyikler, ürkekliğime benzer, sarılırım ürkekliğime. Ben benim ya doğa kaybolur benliğimde ürkekliğim kalır geriye şapkamı takar uzanırım göğe.
Sevgi ararım, şefkat ararım, özlem ararım, annemi ararım bulutlarda. Gök gürler, gök ağlar, gök de beni sever, ceketimi alır uzanırım kışlara.
Zamanı kırıp. Göbeklitepe’de dolanırım, topraklanır alnım tapmaktan. Zamanı kırarken kırılırım, yarımım kalır aitsizlik çektiğim devirde. Cam kırığı misali, aitsizlik içinde seccademi alır savrulurum göğe.
Annemi duyarım, seslenişini, okşamasını, koklamasını, hıçkırığını şapkamı alır seccademi serer ceketimi giyer uzanırım göğe, anneme.
Çamlar içindeyim, meşeler, çınarlar etrafında, hayal meyal gibi, tükenmiş doğa, ben tükenmişim, annem tükenmiş, sevgi tükenmiş. Domateslerim, marullarım kurumuş. Zamansızlığa yenik düşmüş benliğim sorgular benliğimi. Var mısın? Doğa mısın? Annen misin? Şapkamı takar uzanırım göğe.
Mehtap karşılar beni gökte, yalnızlığımı aydınlatır, zamansız benliğime ay ışığı gönderir, akşamları öğretir, annemi bildirir, babamı duyurur. Doğayı kucaklar koyar yanaklarıma, doğa ben ise, ben de doğa isem Turgut düzleminde uzanıp kendi yanaklarımdan öperim.
Prangalar giymiş baharlar, hasretten eskimiş. Ahmet arif düzleminde saçlarıma kan gülleri takarım.
Doğa ben ise, ben de doğa isem ve sen çok yaşında her zamanki çocuksan, edip düzleminde uzun bir yolda görürüm seni.
Şapkamı takar uzanırım kendime.