SANRISAL RÜYA

-Paranoid bozukluk yaşayan hasta sarısı bir güneşin sanrısı;
Saat yine zaman sıralarında, yıllardır bu zamanlarda ilerledikçe gerileyen saat…
Kafamı yavaşça göğe kaldırıp yüzüme vuran güneşi hissetmeye çalıştım, ellerimi kaldırdım, kendi yörüngemde yavaşça dönmeye başladım. Semazen gibi, tutkulu, aşkla, taparcasına güneşe; döndüm. Bu son hissedişim olmalı, kendimi. Kapalı gözümü açacağım, yine aynı zaman sıralarında, aynı dört duvar kokusunda; sararmış, dantelsiz perdeler önünde… Kendimi orada bulacağım. Aynasız, başsız olacağım, aitsiz olacağım her şeyden öte, yamacımda bir kare fotoğraf…
Gözümü açmadan daha çok hissetmek istedim güneşi tenimde. Korkularım tuttu elimden, bir diğer elimden ise telaşlarım. Döndürdükçe döndüm, döndürdükçe döndüm. Artık korkum oldu dönmek. Artık korkum oldu gözümü açmak.
Her şey bir sanrıydı, sanrısal bozukluğumdan ötürü, bu her güzel şeyi gerçek sanmam. Bitecekti bu rüya, sadece benden esen bana esen bir meltem rüzgârı gibi… Döndükçe yollarım oluşur, perdem beyazlaşır, dantelleşir; güneş benden bu zamanlarda hiç ayrılmaz. Dönerim ben güneşe hiç bitmeyen sihirim ile.
Odam beni bekler… Ellerimden tutan korkularım ve telaşlarım bıraktı önce ellerimi. Sevgisizlik tuttu yakamdan, ben hala dönerken, aitsizlik çektiğim devir yakaladı saçlarımdan. Gözlerimi açamadım gerçekliğe, sanrılarıma tutundum, güneşe sarıldım, yalanlara bıraktım kendimi. Sırtımı kalorifer peteklerinde buldum, yerde; yere serilmiş vaziyette. Gözlerime direndim.
Ürkütücü sesleri hissettim ensemde, yorgunluğu, teri, endişelerimi…
Uyandım sanrılarımdan, gözümü açtım bu buz gibi odaya. Güneşten kopup geldim diye anlattım sarı çiçeklere -soğuktan solmuş sarı çiçeklerime- dantelsiz perdemi araladım, camda beni bekleyen telaşlarım, korkularım, karanlığım, tarafınca esir alındığım sevgisizliğim… ve ayaklarımdan tutup beni oradan oraya sürükleyip fırlatan soğuk kalorifer peteği. Gerçek bu… Sanrısal rüyam bu kadar…