SAKLAMBAÇ

İmkanlar dahilinde ilerleyebilir misin, yoksa hep bahaneler arkasına mı saklanmayı tercih ediyorsun? Eğer öyleyse bu durumda seninle biraz, konuşalım…

Bahanelerini duyabiliyorsan ki bu genelde mümkün olmuyor ama bir de kaynağını görebilmek, derinine bakmak bahane aramaktan bir nebze kurtarıcı olabilir. Mazeretlerin arka perdesini kim açıp kapıyor, hatta sıkı sıkı kapalı tutuyor görünmeyeyim diye? Bir de tabii mazeretler birbiriyle benzeşiyor mu ona da bakmak lazım. Yani hep aynı türden bahanelerin üstüne yatıp uzanıyorsak keyfimize diyecek olmasa gerek. Seviyoruz o zaman bahanelerimizi değil mi, öyle yaşamak da bizi asla rahatsız etmiyor. Peki rahatsızlık ne zaman başlıyor? Bahanelerimiz bizi ne zaman rahatsız ediyor? İşte, bu sorunun cevabından daha önemli bir durum aslında, bahanelerimizin bizi rahatsız etmesi. Rahatsızlık duymak demek bir şeylerin yanlış gittiğinin sinyallerini alıyoruz, duyuyoruz, farkındayız demek. Bu her şeyde böyle değil mi, başımız ağrısa fark ederiz ve rahatsız oluruz. Bahaneler de o ânımızdaki kurtarıcı kılıfına büyünmüş sancılarımız aslında. Bize, onlara müracaat ettiğimiz zaman seslenmeye başlarlar. Şimdi rahatsın ama sonra canın yanacak. Beni duy, kurtul benden.

Diyelim ki araban olmadığını düşündüğün için, evinden iki kilometre uzaklıktaki görülmesi değer doğa harikası bir dinlenme alanına gitmeye bahaneler üretmeye başlabilirsin; ‘kim yüreyecek şimdi o yolu ya da otobüsü kim bekleyecek, sonra bir de dönüşü var, öf pöf… En iyisi vazgeçmek, gitmemek şu yakındaki park neyime yetmiyor…’ gibi cümleler kuruyorsak, konfor alanımıza hizmet ediyoruz ve oraya yeterince gitmek istemiyoruz demektir. Peki gerçekten bir şeyi istesek, bahaneler üretir miydik yine? Bence o iki kilometre yolu yürürdük ya da yürümekte sakınca duyuyorsak binerdik bir araca varırdık oraya ve ânın da doğanın da tadını çıkarırdık. İşte, burada bizi vazgeçiren düşüncelerimiz, bizim hayattaki için zayıf noktalarımızdır yani ağrıyan, sancıyan ve bize seslenen noktalarımızdır. Tamamlamamız gereken, tedavi etmemiz, geliştirmemiz gereken yanlarımızdır. Karakterimize yerleşmeden, “biz” olmadan, bizi uyuşturmadan, önlem almamız gereken taraflarımızdır.

Duyabiliyorsak, tedavi edebiliriz belki. Üstüne gidebiliriz bizi geliştirecek isteksizliklerimizin. Bahaneleri aradan çıkarırsak önümüz daha da aydınlanıyor aslında; yapmamız, üzerine düşmemiz gerekenleri daha net görebiliyoruz. Yeter ki bahanelerin arkasında saklambaç oynamayalım ve bahaneler aracılığıyla kendimizden de hayattan da kaçmayalım. Kendimizi kandırmayalım, zaten hayatı kandıramayız….

Sevgiyle…