Renkli Kağıt Fobisi

0
19

Merhaba, ben Deva.

Annem ben doğduğum zaman kulağıma ‘sen çok şanslısın çünkü ben senin annenim’ demiş. Sanırım bir tek o gece şanslı kalmışım.
Dokuz yaşındayım ve evimizin bir alt sokağındaki okulda okuyorum. Her sabah erkenden uyanmak, ablamı saçlarımı örmesi için ikna etmek, tostumu yerken aynı hızla sütü bitirmek yataktan kalkınca yüzümü yıkamak kadar zor geliyor. Ama her şeye rağmen çok seviyorum, hem uyanmayı seviyorum hem de okula gitmeyi.
Mesela ben her sabah öğretmenime günaydın demeyi çok seviyorum, Tayfun’un saçımı çekmesini (bazen canımı acıtsa bile) çok seviyorum. Şımaranlar listesine onu yazdığım zaman, gülen gözleriyle bana bakıp ‘sen silersin onu öğretmen görmeden’  demesini çok seviyorum. Hatta yeni gelen öğrenci öğretmen ablaları da çok seviyorum çünkü her geçen gün, rengarenk kağıtlara hayallerimizi yazmamızı ya da çizmemizi istiyorlar. Fakat bugün öyle bir şey oldu ki, ben yarın, sabah olsun istemiyorum. Neden mi?!
Bu sabah yine öğretmenimizle öğretmen ablamız sınıfa girip ‘Günaydın çocuklar!’ dediler. Öğretmenimiz yoklama alırken, öğretmen abla bize yine o küçük renkli kare kağıtlarından dağıtmaya başladı. Yoklama bitince kağıtlara ne yazmamız gerektiğini anlattı uzun uzun. Sınıfta yaklaşık on dakika boyunca sessizlik oldu. Zaten bitişik eğik yazıyla zor yazıyorum, bir de sürekli bitti mi hadi ama diye sormuyorlar mı … offff çok geriliyorum diyip üç noktayla zor bitirdim yazdıklarımı.
Öğretmen ablanın ‘Şimdi herkes sırayla yazdıklarını okusun!’ dediğini duyuyor  kulaklarım. O an o ses nasıl defalarca yankılandıysa kulaklarımdan hala silinmiyor. Nasıl yani diyorum içimden, bunları okumak için mi yazmıştık… Olamazdı, olmamalıydı… Derken Banu başlıyor okumaya. Annesi ve babası birbirini çok seviyormuş, babası gibi bir eşi olsunmuş, o da annesi gibi olacakmış, amanda aman herkes onu çok severmiş, en süper babaanne onunkiymiş vs vs. Duymak istemedikçe yükseliyor Banu’nun sesi. Sıra Mert’e geliyor, başlıyor o mükemmel ailesinin fertlerini anlatmaya derin derin. Bugün herkes ayrı bir yalancı diyor içimdeki o kıskanç Deva. Ama yutkunuyorum dışardakilere. Mert susup oturuyor, sıra Esra’ya geliyor. Ondan İlkan’a, ondan Figen’e, ondan Cenk’e, ondan Rukiye’ye … derken sıra bana geliyor. Öğretmen ablanın ”Deva’cığım seni dinliyoruz, okur musun yazıklarını’ dediğini ve defalarca usanmadan, sözcükleri unutmayıp aynı tonda ve sıralamayla tekrarladığını hatırlıyorum. İçimden kendime kızmaya devam ediyorum. Yapma Deva bu kadar aptal olamazsın, bak şimdi okursan herkes sana gülecek. Herkes yalan söylediğini anlayacak, aslında bisikletten düşmediğini, bacağındaki o yaraların kapıya sıkışmakla alakası olmadığını, kırılan dişinin salıncaktan bağımsız olduğunu herkes anlayacak Deva n’olur okuma diyorum. Tayfun bakıyor uzaktan, hadi ama nazlanma saçını çekerim diyor sessizce. Ama gözüm onu da görmüyor, sadece boğazımda bir ağrı oluşuyor ve ben o ağrıyı hala anlamıyorum. Ne yutabildiğim ne tükürebildiğim bir ağrı bu. Sınıf öğretmenim fark ediyor ve yanıma geliyor. Avuç içime sıkıştırdığım o yeşil kağıdı görünce tamam sen okuma diyip derse geçiyor. Bir bardak su içmiş kadar rahatım şimdi.
Son ders zili çalana kadar Tayfun dahil kimseyle konuşmadım. Öğretmen ablanın sorusunu ve sınıf arkadaşlarımın yazdıkları cevapları düşündüm. Kendi cevabımı okumaya kendim cesaret edememiştim. Hala yüzüm kızarıyor, Tayfun’a da yalan söylüyormuşum meğer. Derse girmeden önce öğretmenim geldi yanımda. Elinde kilidi olan bir defterle gelmişti üstelik. Sıranın diğer köşesine oturup bana uzattı defteri. Tamam kimseyle konuşma ama ne olur içine de atma çocuk dedi. Verdiğim sözü tutup ilk yazımı yazıyorum şimdi. Öğretmen ablanın sorusu ‘Birkaç cümleyle ailenizi ve hayallerinizi yazınız’ dı. Benim yazdıklarımsa, okul çıkışı eve gittiğim zaman annemi iyi görebilmek için Allaha dua etmekti. Dua kelimesinin nasıl yazıldığını sormuştum öğretmenime üstelik arada v harfi var mı yok mu hala karıştırıyorum. Babamdan her gün dayak yiyoruz ve bir nedeni olmasada olur. Ben de artık utanıyorum yaralarımla sokağa çıkmaktan ve hep yalan söylüyorum. Mesela Tayfun benim saçımı acıtmaz ama eğer babam gece saçımdan tutup attıysa kenara annemi savunduğum için ertesi gün saç diplerim hep yara oluyor ama bunu söylemiyorum kimseye. Kimse de önemsemiyor zaten. Öğretmenim dışında.
İyi ki varsınız öğretmenim, hediyenizi biraz ıslattım yazarken ama beni çok mutlu ettiniz. Kendimi değerli hissettim.

Deva

Renkli Kağıt Fobisi


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.