PARAMPARÇA

PARAMPARÇA;

Sonunda diye düşündü adam  bugünkü yazımın başlığı bu olmalı, iyide ne yazacağım? En iyisi kendimi sokaklara atmak elbet bulunur bir şey diye umut etti, yazdıkları için başlık bulmuyordu, başlıkları için yazı oluşturuyordu böylesi daha anlamlıydı.

”Genç kız erkenden uyandı, yine kabusları arkadaşlık etmişti uykusuna gülümsedi sadece, insan kabuslarını bile sever miydi o seviyordu. İlk başlarda rahatsız edici olsa da  senelerdir yanı başındaydılar onlara da bir şans vermeyi seçmişti. Sonuç olarak; morarmış göz altları, dinlenmektense uyurken daha çok yorulduğu ortalama altı saatlik bir karşılık almıştı,  baş ağrısı, sinir, sabırsızlıkta ekstralarıydı, kabuslardan fazla bir beklentisi yoktu zaten, normali buydu  herşeyde olduğu gibi. Sahi normali ne demekti? Neydi bu normal olan iki yüzlü davranmak? Yalan söylemek? Sevmediğin halde seviyormuş gibi yapmak? Çıkarcı olmak? Kibirli olmak? Çok fazla soru vardı ama hiçbir cevap yoktu, çünkü herkesin cevabı kendine göre doğruydu. O, mu onun cevapları artık yoktu, inandığı herşey meğer bir yanılsamaymış, inancı, eğitimi, sevdikleri, sevmedikleri, nefret ettikleri, hırsları.. elinde hiçbir şey kalmamıştı artık bütün cevaplarını yitirmişti . Elinde kalan tek şey sapına kadar dürüstlük olmuştu zaten çoğu kez de bu yüzden insanların ilk  sırt çevirdiği kişi oluyordu. Önce anlık bir duraklama, sonra farkındalık hissi, daha sonra karşısında ki kişi, haklı olduğunu görünce o kapıyı resmen suratına çarpıyordu. Ama mutlu olduğu konularda vardı, örneğin birisinin yüzüne karşı doğruyu söylediğinde amaçsızca mutlu oluyordu, o an ki surat ifadelerini görülmeye değer buluyordu çünkü, kadınlarda şaşkınlıktan büyüyen gözler, erkeklerde ise kısılan gözler, kendini haklı çıkartmak için yapılan kem kümler bunların hepsi amaçsızca mutlu ediyordu genç kızı, elindekilerle yetinmeyi bilmeliydi öyle değil mi, küçük anlar küçük mutluluklar.

Karşısında oturan gülümseyen dünyalar tatlısı kadına baktı, o an imrendi kadına nasıl olurda her zaman böyle sakin kalabiliyordu bu psikolog. Evet doğru duydunuz  bir psikolog, kendimi kadının yerine koyup hayal ettim, sanırım bu meslek bana çok ters, birden kendimi öyle hayal edince elimde olmadan kahkaha atıyorum, iyi ki kadın profesyonelde bir şey belli etmiyor, ama ben onun yerine korkmayın zararsızım diyorum, ilk izlenim önemlidir öyle değil mi? Gerçi ilk izlenimlik bir şey kalmamıştı artık, gözümün içine bakınca beni benden daha iyi gördüğü hissine kapılıyorum, eee ne olacak şimdi ilk seferde sanki daha iyi gibiydi, günler geçtikçe bir anlık cesaretle başladığım bu seanslar beni korkutuyor, ilk başta anlatmanın büyüsü inanılmaz gelse de buradan her çıktığımda berbat ötesi hissediyorum, bir süre sonra hissiz, bir süre sonra amaçsız, bir süre sonra korkmuş, bir süre sonra nefretlik, kalan vakitlerde ise nötr. İnsan ne hissedeceğini bilir değil mi, ben bilmiyorum işte aynı anda hem çok şey hissedip, hem de hiçbir şey hissetmemek saçmalığın ta kendisi. Tıp bunu nasıl açıklar bilmiyorum ama ben bunu delilik diye açıklıyorum. En büyük cesaretin, buraya kadar gelip bu koltuğa oturmam olduğu konusunda beni telkin etmeye çalışan kadının yüzüne bakıyorum, hangi cesaretten bahsediyor bu kadın diye. Ben mi cesaretliyim? Pehh, ben daha kendimi bile bilmiyorum ki herşey birbirine karışmış, ben ne seviyorum, ben ne yapıyorum, ben kimim, ben neden bu haldeyim? Aklımda tonlarca düşünce ama ağzımdan çıkan soru herşeyle çok alakasız; ”Ben kimlerin günahlarının bedelini ödüyorum?” Soru net, cevap belirsiz oda da bir ben, bir de o var çıt sesi bile çıkmıyor ağlayabilsem bu an o an olurdu sanırım. Yere bakarak düşünüyorum; insan kendi derinine indikçe suçlu kim suçsuz kim ayırt edemiyor, herşey çok boş geliyor, herşey yıkılıyor, herşey tepetakla oluyor, bütün kalıplar yıkılıyor, hem her şeyi biliyorsunuz, hemde hiçbir şeyi bilmiyorsunuz. Biraz daha zorlamayla dökülüyor kelimeler benden bağımsız, elimde olsa konuşmamak için dudaklarımı dikerim ama ben artık kendimi bile kontrol edemiyorum. -”Paramparça, kendimi paramparça hissediyorum, bir sürü parçam var ama ben hiç birini toplayamıyorum. Kimi parçam toprakta, kimi parçam derin denizlerde, kimisi rüzgarda oradan oraya savruluyor, kimi parçam yanı başımda dokunamıyorum, kimi parçam karşımda bakamıyorum,  kimi parçam çoktan yok olmuş,onların hepsi benim, ama ben artık ben değilim.” Deftere odaklanan bakışlar;

-Haftaya aynı gün,  aynı saat hoşçakalın..”

Keyif sigarasını yakan adam denize yüzünü döndü, derin derin içine çekti dumanını, gözlerini kapattı, rüzgarın saçlarını savurmasını hissetti, anlık ilhamlar olur olmadık yerlerde geliyordu. Kabataslak yazısına göz gezdirdi, fena değildi bir miktar para ederdi, haklıyım dedi kendi kendine umudum beni yarı yolda bırakmadı, bugün de yırttık diye düşündü. 

”Bir insan bir yere bakıyorsa orada ilgilendiği bir şey vardır,bir insan bir yere hiç bakmıyorsa orada ilgilendiği bir şey kesinlikle vardır.” (-Freud)