Omuzdaki Yük

0
465

ruh-1-300x157

Öyle bir zamanda olursun ki bazen, sana senden başka dertleşecek birini bulamazsın. Yine o zamanlardayım; kendimle baş başayım… Gereksiz bir özlem içerisindeyim aynı zamanda kimi özlediğimi bilmeden, bir şeylerin eksikliğini hissediyorum ama neyin eksik olduğunu bilmeden…

Hastalık mı bu yalnızlık, konuşunca bulaşır mı? Ya da bulaşsa da ne anlamı var ki zaten baş başa olduğun kişi bile kendin değil mi…? Her daim derdini dinleyen bir kendinin olması. Komik aslında insanın derdini içine akıtması. Çözüm bulabiliyor muyum bari? Hayır mı? Çoğu zaman evet mi? Teselli edercesine sarılabilir miyim kendime, omzuma başımı yaslayabilir miyim gözyaşlarım dinene kadar, dokunabilir miyim kirpiklerime, gözlerimi açabildiğim kadar açıp inceleyebilir miyim gözbebeklerimi… Dertten vakit mi var yahuu. Ya da ‘‘Bendeki de dert mi?’’ mi demeliydim.

Şikâyetçi miyim hâlimden? Değilim, aslında bakarsanız alıştım sanırım. Belki de budur eksiğim ya da ara sıra duyduğum özlem derdimedir. Derde alışınca özlemek diye bir şey var mı? Yoksa da artık var… Özlemi dert olanın ziyaretçisi de çok olur…

İşte geldi; sorunu çözünce omuzlarımdan kalkan yükün rahatlığı… Hoş geldin huzur, hoş geldin refah… (Ve tabi ki üç nokta…) Vesselamm.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.