Noldu ya Foton Gitti

0
125

Nerde o eski…

Nerde o eski diye.. başlayıp devamına getirilebilecek okadar çok şey var ki günümüzde. Çünkü her şey eskidi, her şeyi eskittik. Ne aşklarımız ne arkadaşlıklarımız ne içinde bulunduğumuz an’lar eskisi gibi.

Gerçek dünyadan çok içinde bulunduğumuz sosyal medya denen ortam, eskinin ve geleneksel olanın düşmanı haline geldi. Ben de sosyal medya düşmanı değilim, bir sosyal medya kullanıcısıyım ama burda da gelip sosyal medyanın yararlarını anlatmayacağım şuan; ki bence bişeyin olumlu taraflarının olması onu doğru yapmaya da yetmez. Çünkü artık bişeyler yanlış, biz Yanlışız, ilişkilerimiz yanlış, duygularımız yanlış.

Duygularımız bile tam anlamıyla bize ait değil, belki sevinçlerimiz, üzüntülerimiz bile. Sevineceğiz sevinemiyoruz, ağlayacağız “güçsüz demesinler” korkusu.. Her şeyde bir yapaylık var, bir bastırılma duygusu hakim.. Doğal olandan uzaklaştık, kendimizi unuttuk, sevmeyi unuttuk. Neydik biz, kimdik? Unuttuk hepsini.

Sahi sevmek neydi, gerçekten sevmek? Hani derler ya “sakınarak sevmek” peki neydi o şarkıların “kıskanırım seni ben kıskanırım kalbimden” dediği?

Nasıl seviyorduk, nerden başlıyoduk sevmeye, ya da en son ne zaman sevildik, sevildiğimizi hissettik?

Gidip sevdiğine mektup yazıp onu gönderebilmek için günlerce sırtında yük taşıyan Ahmet Arifler’den, sevdiğinin evine ‘elin oğlundan mektup gitti’ demesinler diye söyleyeceklerini gazeteye ilan veren Sezai Karakoç’lardan, aşkı için dağları delen Ferhat’ lardan bahsetmiyorum.

Düşünün mesela; gerçekten en son ne zaman aşık oldunuz, ne zaman şarkılar mırıldandırdı size hissettikleriniz, ne zaman kıpır kıpır oldu içiniz, ne zaman gerçekten gözlerinin içine bakmaktan korktunuz birinin, ne zaman çok sevip de incitmekten korktunuz?

Durun ben söyliyim; şimdiki sevgilerin yerini tek bir tuş aldı; Tanıştırıyım: sevgi ölçütü “like”. En son ne zaman sevdiğiniz birinin fotoğrafını likeladınız desem sorular da cevaplar da değişir elbet. Çünkü dostumuzu düşmanımızı bile belirleyen şey o tek tuşa bağlı hale geldi. Ergenlik dönemimizde çılgınlarca aşkölçerlere isimlerimizi girdiğimiz, görmek istediğimiz her şeyin yerini  likeler, yorumlar, takipler aldı büyüdükçe.

Ve evet, o büyük aşklar artık sosyal medyada başlıyor, sosyal medyada bitiyor; hayatımızın aşkını sosyal medya hesaplarımızdan ekliyoruz, çıkarıyoruz. Düzen, pardon ilişki; bu bağ üzerine kurulu ve bir ilişki bu kadar kolay; İnternet bağlantının olduğu, fotoğraflarını beğendiği, hikayelerine yanıt verdiği sürece varsınız  ve aşıksınız. Hayatımızdaki insanın doğruluk derecesini anlamamız için de ölçütümüz; likelama sayısı. Ne kadar likelarsa okadar seviyordur ve size okadar aşıktır.

Vitrinden elbise seçer gibi eş seçiyoruz kendimize; içimizde kurduğumuz ve sadece kendimizin bildiği bir laboratuvar ortamında incelemeye alıyoruz karşı tarafı: Aman efendim Biosunda ne yazıyor, nereleri geziyor, ne yiyip ne içiyor, nasıl giyiniyor, neler yapıyor.. Her şeyiyle abluka altına alıp gördüğümüz şeyleri görmediklerimize tamamlıyoruz, önyargılarımız devreye giriyor ve o kişiyi öyle ‘tanımış oluyoruz’ Nerde kaldı o ünlü deyimimiz fall in love? Ben söyliyim; bence kalmadı, aşka düşmek ütopik bir durum artık; çünkü onu bizler yaratıyoruz, inatla aşkı arıyoruz, hatta belki de bazen yanlış olanı bile oldurmaya çalışıyoruz ve o beklenen hikaye yanıt ifadesi DM kutusuna düşmeyince kahroluyoruz. Çünkü aşk o DM 1 den ibaret artık.

İşin tuhaf tarafı kendi yazdığımız senaryoya inanıp kendimiz oynayıp yine kendimiz üzülüyoruz. Aslında anlatılınca herkes her şeyin farkında, herkes bundan şikayetçi ama belki de biz avunmayı seviyoruz. Bir gün gerçek bir şeylerin bizle olacağı inancı ve aşkın aranarak bulunacak bir şey olmadığı durumu kendimizi kandırmaktan daha zor geliyor sanırım.

İlişkinin sonu mu ? Durun ya onu da söyliyim; Noldu ya foton gitti.

Noldu ya Foton Gitti


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.