ne kadar daha var sana?

0
323

Belki de en çok seveceğiniz kitabı en kötü zamanda okumak gibiydi tüm bu boşluklar. İnancımın ötesine götürecek kadar büyük ve derin yığılmışlıklar taşıyor bedenleri insanların. Kimseye güvenmekten uzak daha çok umutsuzca bir sevda türküsü, inceden inceye bir hasret tufanı dinince. Gözleri diyorum yokluğun başköşesi, yüzyıllık bir kahve koyun bakırdan bir cezveye pişmesini seyredin. Yoğunlaşan renk, yayılan koku, taşan aşk…
Hikayemiz tam da burada başlıyor işte. Kahveyi adamın gözlerinden alıp, gönlünün ateşine koydu. Usulca bekledi. Ne kadar geçmesi gerek bendeki aşkın onun fincanına taşması için? Ya yanında ikram etmesi gereken su için uzattığı bardak, hangi yaşın cama dönen haliydi? Gecenin üçü kim uyanık bu eski sokak lambasından başka? Yıldırımlarla aydınlanan sokak bu soruları sormak için çok karanlıktı. Sustu, yatağın içinde öylece uzanırken. Bir kere görmek bilinen ve bilinecek tüm anlara yetmişti. Bu yaşta düş görmek için de çok gençti, itiraf edelim ki o yabancı onun yarınları için çok geçti.
İmkansızlara oldum olası inanırdı. Nerede bir yıldız var ona bağlanırdı. Gitmeyen gemiler olsun isterdi sadece onun limanında. Yaraları görülmeyecek kadar derindeydi, aynada kendine bir nefes kadar hem de. Onu görenler hep gülümsediğini ve mutlu olduğunu bilirlerdi. Sahi en son ne zaman gerçekten gülümsemişti? Bunların hepsi korkularını gizlemek içindi. Onun bile kendine söylemekten korktuğu korkular.
Siz en çok neden korkarsınız? Karanlık? Yalnızlık? Köpekler? İnsanlar? Kendiniz?
Hikaye nasıl bitiyor bilmiyorum. Ben hala tüm korkularımın içinde kendimi arıyorum. Bulabilirsem kendimde de onu…


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.