MOR-AL

2
518

Bir senenin içerisinde dört mevsim varsa, moralimin 4×4 türü, on iki ayı varsa moralimin 12×12 türü, elli iki haftası varsa da moralimin 52×52 türü var kesinlikle. Genelden özele gidildikçe artan bu sayılar ortaya şunu çıkarıyor ki bir sene içerisinde moralim ve ben birbirimize nasıl ayak uyduruyoruz bir muamma, benden bir tane varken onun içimde binlerce hali var.
O’nu ne mutlu eder, ne üzer, sinirlendirir çok iyi bilirim dediğim her an, kalecinin sağdan karşılamak için beklediği topu soldan gol olarak yemesi gibi afallar, bir daha bu sağ gösterip sol yeme oyununa düşmeyeceğim gazıyla oyuna devam etsem de bu sefer soldan gelir diye beklediğim top sağdan geliyor ve bana yine golü atıyor sağ olsun canım moralim. Kimi zaman sinirden mosmor kılar beni, kimi zaman utancımdan al al yapar elmacıklarımı, renkten renge sokar yani, duygularımla dosttur çoğu zaman. Bir gerçek var ki o da şu aralar birtakım şeylere takılıp kalmaktan, epeyce bozuk olması moralimin. Anneme zaman zaman sormak istiyorum mesela, ben dünyaya gelirken yanımda bazı ruhani durumlarımın garanti belgesi de çıkmadı mı diye, çünkü dünyaya bu kadar bozulabilitesi yüksek bir ruhla geliyorsak mutlaka bir tedarikçisi olması gerekiyor diye düşünüyorum… Şaka bir yana gerçekten her insanın bu gibi bozulmalarda bir tedarikçiye ihtiyacı oluyor, o tedarikçide çoğunlukla kendi olduğunu anlıyor kişi zaman içinde. Çünkü birine ne zaman ihtiyaç duysa ya o ‘birini’ bulamıyor ya da bulduğu biri işini çözemiyor. En sevdiğiniz alışveriş mağazasında %80’e varan indirim var ama sizin alacağınız hiçbir şey yok o anda o mağazada. İşte öyle işe yaramaz bir mağaza ve öyle işe yaramaz indirim gibi olan ‘birisini’ bulmak (buna bulmak denebilirse) sizi eve döndüğünüzde, sizinle dertleşmenizi ve kendi tedarikçiniz olmanıza yarıyor sadece. Aslında bunun için bile bu işe yaramazlara teşekkür edilebilinir.
Morali bozan, herhangi bir durumda kesinlikle yılan dilli, çıyan tipli bir kişinin etkisi vardır. En mutlu olunan anlarda, tam ‘en kötü günümüz böyle olsun’ denilen akşam buluşmalarında, oh şöyle bir uzanayım diye düşünüldüğünde gibi durumlarda bir kırmızı alarm devreye geçercesine, sizden habersiz bir haltlar yiyen, huzurunuzu kaçırmak için bir plan uygulayıp onu tıkır tıkır işletebilen ve o bulunduğu yerden sizin bulunduğunuz huzurlu anın, ortamın tam ortasına pisliğini bırakan kişiler mutlaka bir noktamızdan vurmuştur bizi. Şöyle bir gerçek var ki; moral dediğimiz şeyi sadece onu bozmak, kırıp dökmek, evirip çevirip tadımızı kaçırmak için bir bomba olarak görenlere söylemek istiyorum ki; O sadece bir mutsuzluk bombası değil, bozulan ve bozabilmekte özgür olduğunuz bir oyuncak hiç değil. Bu gibi kişileri hayatımızda tespit ettikten sonra yapacağımız iki şey var; ilk olarak, o çıyanın başının ezilmesidir! Tam keyfimizi bulmuşuz, neşelenicez, eğlenicez, bir sürüngen gelecek ve biz de tüm moralimizi bozacağız, yok ya! İkinci olan ise Speedy Gonzalez hızıyla oradan uzaklaşıp, o kişi(ler)den sıyrılıp kendimizi Tweety’nin kafesine kapamamız şart, içeriye istediğimizi alabiliriz tabii ki ama sürüngenler giremez!
Bu gibi durumlarda sırf bir çıyan, iki çıyan yüzünden strese girip, bir sinir uğruna kendimi zehirleyemem. Sanırım moralim bozuldu. Benim yerime bir sigara içer misiniz? Ben kullanmıyorum da…

MOR-AL


2 YORUMLAR

  1. Her ne kadar ”kimsenin lafı ile hareket etmeyeceğim” desek de hayat bazen bunu yapmamıza engel oluyor. Ama benim şu hayatta öğrendiğim en güzel şey şudur,ki bunu paylaşmak isterim; ”Önüne çıkan zorluklara engel dersen takılıp düşersin,onlara birer basamak gözüyle bakarsan her kaşına çıktıkları zaman zirveye doğru birer birer yükselirsin”. Şu hayatta kimse(ler)bizden daha önemli ya da değerli değildir-bazı manevi hususlar dışında-. Yazınızı da çok beğendim bu arada,başarılar dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.