METRO

0
441

da tıklım tıklım kalabalığın içinde şanslıydım ki yer bulmuş ve oturmuştum, fakat bu kalabalığın içinde öyle biri vardı ki gülsem mi içinde bulunmak zorunda kaldığı duruma üzülsem mi bilemedim. Adam, kocaman iricine bir adam, kumaş koyu kahve pantolon, açık kahve deri kundura ayakkabı, eski olduğu her halinden belli olan bir deri ceket, içinde muhtemelen bir kazak gibi bir üst , onu arkasından görebiliyordum, elinde bir yerden alınmış gibi değil de daha çok bir yere bir şey götürüyormuş gibi duran siyah poşeti ile metronun koridor kısmında iki koltuk arasında ayakta durup tutamaçlara tutunarak ineceği durağı beklemektense, bu koca adam bir anda yere çömeliverdi. İşte gülsem mi ağlasam mı kısmı burada başlıyor. Dağ gibi adam çömelmesiyle beraber oluverdi dirseğimin boyunda. İnsanın durumun şoku ile gülesi geliyor tabii ama işte durum öyle değil…
Kalkıp yer versem, gel amca öyle çömelerek geçmez bu yolculuk, kalabalıkta eziverirler seni desem beni linç eder bu kalabalık, vermesem dağ gibi gördüğüm adam çömelik öylece duruyor, hani sokaktayızdır çok sıkışırız ve ilk bulduğumuz tuvalete gireriz ve o tuvalet her zaman alaturka olur bir şekilde işimizi halletmeye çalışırız ya gerekli çömelip kalkmalarla, işte tam o aklınızda canlanan pozisyonda adam, koca adam…
Sadece ben yoktum metroda bunca kalabalıkta bir sürü koltuğunu parselleyen vardı bir şans eseri oturmuşlar ve oturuş o oturuş asla kalkacak gibi değillerdi, hatta sırf kalkmamak için kendi durağına gelince inmeyen olduğunu bile düşünmeye başlamıştım, nitekim ben dahil kimse kalkmamıştı. Şansız diye addettiğim ayakta kalıp koltuk parselleyememiş kişiler, kendi duraklarına geldikçe birer birer azaldılar, ama koltuklardakiler de hala bir kıpırdama yok, seyrelmişti o hınca hınç dolu metro koridoru ve kapı ağızları. Bu arada bir nevi kamufle olan çömelik koca adam, her bir duraktan sonra daha da belirginleşir oldu çömeldiği yer. Ama ne yapsındı, yer veren yok, ayakta dursa ağrısı çok, yer isteyecek gücü yok belli ki , çömeldi o da. Sonra ne olduysa adam bir anda iki bacağının üstüne kalktı, uzunca bir süre de -üç dört durak kadar- sanki tarlanın ortasında deliğinden çıkıp etrafı kolaçan eden bir tavşan gibi, baktı ki boş bir koltuk yok, hop çömeldi yine olduğu yere. Bu çömeliş sonuncu çömelişi olacakmış meğerse, dakikalardır boşalsın da oturayım birine diye beklediği koltuklar bir anda bomboş olmuştu, parsel koltuk sahiplerinin hepsi aniden ayaklandı ve çömelik adamın başına toplandı. Adam o son hareketiyle dengesini kuramamış olacak ki boylu yoğunca yığılı verdi tüm ağırlıyla geriye doğru düşerek, ancak o zaman koltuklar boşaldı (benim ki de dahil). Şimdi birden çok daha fazla koltuk boştu dağ görünümlü adam için ama ne yazardı, orada beyin kanaması geçirmiş, istediği beklediği tek bir koltuk olmuştu, saatler içinde ambulans, doktor, sirenler, karışık bir trafik, sıfır nefes, sıfır kalp ritmi ve bir sedye olmuştu. Dağ görünümlü kocaman iri adam sadece bir koltuk istemişti…

METRO


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.