Mektup/5 Son

28 Nisan 1984
Elime kâğıt kalem aldım yazıyorum ama adressiz kalacak sözcüklerim. Bir çiçekli kapı vardı arkasında gözyaşları ile oturan al yanaklı bir hanım kız. Böyle başladı senin sevdan benim vefasızlığımla dolu hikâyemiz. Sen sevdin ben sevildim, sen ağladın ben güldüm, sen utandın ben umursamadım, ben döndüm… Bir çiçekli kapıya bağladım gözlerimi. Şimdi o kapı arkasında gözyaşları ile oturan kız… Çiçekli bir toprak altında. Ben mi? Ben de o çiçekli toprağa bağladım gözlerimi. Hikâyemiz sonra erdi.
30 Nisan 1984
Senin dönülmez girdiğin o yolda mum ışığında arıyorum seni, kokun dolu etraf. Şiirlerin saçılmış yerlere, çiçeklerin açmış. Al yanaklım beni bu sensiz karanlıkta bir başıma bırakma.
2 Mayıs 1984
Gece yarısını çoktan geçmiş, hava buz. Ellerim toprak altında, ellerini arıyor. Mezarlık bekçisinden gizli girdim içeri. ‘Bir sevdiğim var beni çağırıyor’ diyemedim. Ama ben duydum beni çağırdığını, mektubumu okuyamadan bildiğini duydum. Bana yazdığın veda mektubunu duydum. Aldım avucuma koştum işte yanına. Benim senden başka evim kalmamış al yanaklım.
3 Mayıs 1984
‘Ölüm de sevdaya dâhil, bizi ancak vefasızlık ayırır’ demişsin. Ah al yanaklı, ah köyün en çiçekli kızı… Ben vefasızın tekiydim sen varken. Şimdi sen yoksun, benim için ne sevgi kelimesi var ne vefa.
5 Mayıs 1984
Al yanaklım. Bugün sarı eşarbını aldım elime, seninle evimize gittim. Salonumuzda yazıp yaktığın şiirleri, mektupları buldum. Bir çay demledim koyuca. Bardakları hazırladım oturdum. Kokunu çektim içime, gözyaşlarının değdiği kâğıtlara sarıldım. Sonra mutfak kapısında sarı eşarbın ile sen belirdin. Yavaşça yaklaştın yanıma, bir bardak çay doldurdun bana. Ben elimi uzattım sana da bir bardak çay koymak için. Tuttun elimi başını hafifçe salladın. Sonra gittin, giderken düşen sarı eşarbına bakmadan. Gözümden bir yaş düştü, sen gittikten sonra ilk kez bugün ağladım. Ben sensizliği ilk kez bugün anladım al yanaklım.
10 Mayıs 1984
O günden sonra ayaklarım çıksa da evden benliğim seninle kaldı. Dolandım durdum odalarda. Senin gözünden hayallerimizi izledim. Çocuklarımızla oynadım. Bir sofra etrafında yediğimiz yemekleri gördüm. Beraber girdiğimiz bayramları seyir ettim. Çocuklarımızın bayram sevinçlerini, oyunlar oynarken birbirlerine seslenişlerini işittim. En sonunda balkonda çay tepsisinin önünde gördüm bizi, nasıl da güzeldik öyle. Yazmana bir çiçek iliştirmişim, kulağına bir şiir fısıldamışım, gülüşmüşüz. Gözlerim yaşlı uzunca baktım o ana. Neyi mahvettiğime baktım, gözlerinin karanlığına daldım. Sonra gözlerim çay tepsisini gördü, tek bir bardak vardı. Bir anda toz olup uçtun yanımdan. Koştum ama tutamadım. Yazmandaki çiçek düştü kucağıma. Çöktüğüm yerde gözyaşlarım düştü avucuma. Birer birer kayboldu hayallerimiz.
17 Mayıs 1984
Al yanaklım, ah benim güzel sevgilim. Bizi ölüm ayırmamış bizi ben ayırmışım. Fark etmek, bilmek, hissetmek kahretti beni. Lütfen beni affet, Ahmet’ini güzel gözlünü bağışla. –Bugün mezarına en sevdiğin çiçeklerden ektim- evimize dönerken sarı güller aldım bizim köyün kadınlarından. Kapımızın önünde ellerinle diktiğin şimdi ise bir çölü andıran gül bahçemize ektim, sen yapmışsın bu kapıdan sen girmişsin gibi hissetmek istedim.
18 Mayıs 1984
Gözümü açar açmaz balkon kapısında seni gördüm, sarı eşarbın başında, avucunun içinde bir demet çiçekle. Koşa koşa çıktın evden, yetişmeye çalıştım. Arkanı dönüp bakarken sarı eşarbın kayıp düştü yere. Sonra gözden kayboldun. Eşarbını aldım kokladım, sanki az önce saçlarından kayıp düşmüş gibi dolu dolu mis bir koku vardı. O koşan sen değildin, ben seni öyle görmek istedim. Sonra evimize döndüm tek başıma. Affet beni.
22 Mayıs 1984
Gece çoktan başlamış köy uykuda. Ben yine kendimi senin yanında buldum al yanaklım. Ellerim toprak altında ellerini arıyor. Boğazımda koca bir düğüm, mezar taşına yaklaşıp bir şiir fısıldadım. Bir anda hava ısınıverdi, hissettim yanımdaydın. Bir öpücük kondurdun omuzuma. Arkamı döndüm kimse yoktu ama yerde sarı eşarbın vardı. Sen geldin al yanaklım.
23 Mayıs 1984
O çiçekli kapının arkasındaki gözyaşlı adam ben oldum. Bu hayatta yaptığım en büyük günah sana geç kalmak oldu. Beni affet al yanaklım.
31 Mayıs 1984
Gecenin soğuk rüzgârı çarptı göğsüme, baktım ki kapımızın önündeyim. Kapı açık içerde sen, ben ve çocuklarımız. Nasıl kızgındınız bana kaşlarınız çatık kapının önündeki bana bakıyordunuz. Ben bile sinirli bakıyordum bana. Ayaklarımıza bağlanmış bir pranga ile kenetlenmişiz birbirimize. Sarı eşarbın yoktu bu sefer saçlarında. Hafif bir rüzgâr daha esti, bir şiir okumaya başladın veda şiiri; o çiçekli kapı yavaş yavaş kapandı kapının önündeki bana. Affet beni al yanaklım. Affedin bu vefasız babanızı güzel çocuklarım.
Ben size, bize geç kaldım.
Ahmet’in güzel gözlün…