Masumiyet

0
143

O gün, hiç olmadığı kadar büyük bir sıkıntıyla uyanmıştı. Yüreğinin sıkışmışlığı, tüm bedenine ve ruhuna yayılmıştı. Hissettiği kasvet göz kapaklarında yer ettiğinden, sürekli bir uyuma halindeydi. Vücudundaki hiçbir kas, hareket etmeye meyletmiyordu. Kolunu kıpırdatacak hali kalmamıştı. Karnı, uzun süredir acıkmıyordu. , damarlarından yoğun ve koyu bir şekilde akıyordu. Yaşamaya dair tüm hevesi kaybolmuştu. Yanındaki, çevresindeki ve uzağındaki her şey ve herkes gereksizdi, fazlaydı. Çıkan tüm sesler sadece birer gürültüydü. Tükenmişlik, had safhasındaydı.

***

Bu bitkinlik ve yorgunluk durumu, elbette durduk yere belirmemişti. Başa gelen bu ağır depresyonun sorumluluğu, yaşanan hayal kırıklıklarındaydı. Hiç bu şekilde tahayyül etmemişti. Aslında daha en başında son derece umutlu ve coşkulu bir şekilde çıkmıştı yola. Bu duruma düşeceğini önceden söyleseler, sadece gülüp geçerdi. Ancak, bilemezdi… Yolun başlangıcında, ayağına dolanan ilk taşın “sevgisizlik” olacağını bilemezdi. İnsanların, birbirlerine söyledikleri o sahte sevgi cümlelerinin arkasında, esasen büyük nefretlerin olduğunu fark ettiğinde, yıkıcı ilk darbeyi almıştı. Kişilerin, bu denli sahtekar ve düzenbaz olabileceğine tanıklık etmek, onun için hiç de kolay olmamıştı. Ayrıca, sevgisizliğin sebep olduğu kötülüklere de şahit olunca iyice yıkılmıştı. Sevgiden yoksunluk, vicdani değerlerin ve hislerin yitimine neden olmuş, insanları her türlü kötülüğü yapabilir vaziyete düşürmüştü.

Bunu görmek, onu mahvetmişti…

***

Sevgisizliğin ardından ayağına takılıp büyük bir düşüş yaşamasına sebep olan bir diğer şeyse, insanoğlunun bitmek nedir bilmez “hırsları” olmuştu. Tükenmek nedir bilmeyen bu tehlikeli hırslar, insanlığı aklen, ruhen ve fikren ele geçirmişti. Bu nedenle, bireyler “başarıya giden her yolun mübah olduğu” düşüncesiyle hareket ediyor, bu sapıkça doğrultusunda birbirlerine, çevrelerine, doğaya ve yeri geldiğinde tüm dünyaya kalıcı hasarlar vermekten çekinmiyorlardı. Hırslarının kurbanı olmuş bu gözü dönmüş kişiler, tükettikçe tüketiyor, harcadıkça harcıyorlardı. Doymak nedir bilmeyen bu nefisler, müthiş derecede ışıltılı bir hayat sürdürüyorlardı. Lakin, bu ışıklı illüzyonun arkasında her geçen gün büyüyen bir yer alıyordu. Bu karanlık, tıpkı bir kara delik misali değerli olan her şeyi anında yok ediyor, anlamsızlığı yaşamın tek gerçeği kılıyordu. Maalesef, büyük hırsların sarhoşluğu, gerçeğin ve olması gerekenin üstünü kalın bir örtü gibi kapatıyor, insanlığı da kalıcı bir körlüğe mahkum ediyordu.

İnsanoğlunun bu kalıcı körlüğü, onu adeta depresyonun kucağına oturtmuştu…

***

Sapkın hırslar, doğal bir netice olarak “adaletsizlikleri” doğurmuştu. İyiden ve doğrudan giderek uzaklaşan insanlar için, haksızlıklara bulaşmak ya da yapılan haksızlıklar karşısında suspus olmak gayet normal alışkanlıklar olarak kanıksanmıştı. Hatta, bu düzen içerisinde yine de namuslu bir şekilde yaşamaya gayret gösterenler, “ahmak” olarak nitelendiriliyorlardı. Böyle bir ortamda, haktan, adaletten ve olması gerekenden söz açanlara yaşama hakkı dahi tanınmıyordu. Dolayısıyla, haysiyetli bir yaşam için direnenler, ilk fırsatta kötülüğün ezici çoğunluğu tarafından sindiriliyorlardı.

Bu olmamışlık, bu haksızlık onu her gün biraz daha kahredip, öldürüyordu…

***

Halbuki, sahiden de böyle olacağını ummamıştı. Hayalleri bambaşkaydı. Onun düşlediklerinde insanca esastı. Kötülükler tabii ki olacaktı. Zaman zaman suçlar da işlenecek, hatalar da yapılacaktı. Ne de olsa insandı özünde. Doğal olarak, kabahatler, yanlışlar, kusurlar kaçınılmazdı.

Ancak, insanoğlunun bile isteye “masumiyetini” yitirmesini anlayamıyor, kabul edemiyordu. Saflığın, güzelliğin, vicdani değerlerin bu kadar kolay harcanmış olması, onu delirtiyordu. Bu akıl tutulması yüzünden yaşadığı hayal kırıklığı, onu adeta yaşayan bir ölü haline getirmişti.

İyi değildi;
Mutsuzluk, damarlarından yoğun ve koyu bir şekilde akıyordu.
Yaşamaya dair tüm hevesi kaybolmuştu.
Tükenmişlik, had safhasındaydı…

 

 

Masumiyet

Önceki İçerikÖyle Bir Sev ki
Sonraki İçerikYaşamak
Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kimya Bölümü mezunuyum. Yüksek lisansımı yine ODTÜ'de Biyomedikal Mühendisliği Bölümünde tamamladım. Aynı alanda doktora eğitimime devam ederken bir biyoteknoloji firmasında çalışmaktayım. Yazı yazmak, benim için bir tutku... Bu tutkunun arkasında tanımadığım nice insana ulaşabilecek olmanın heyecanı yatıyor. Okuduklarım, hissettiklerim ve tecrübe ettiklerim neticesinde yazdığım yazıları paylaşmanın keyfini, kelimelerle ifade etmek imkansız. Bu yüzden, kendimi dünyanın en şanslı insanlarından biri olarak görüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.