Lavinia

0
416

Her Cuma öğlesi gibi balkona çıktım. Siyah demire taktığım saksılarımı şöyle bir okşadım. Öyle susamışlar ki beni gördüklerinde hepsi bir bir sallanmaya başladı. Su doldurduğum mavi tasımı, balkondaki ahşap masadan aldım. Önce kırmızı karanfile döktüm. Üstleri kurumasın diye elimle biraz çiçeğine su serptim. Sabırsızca elime vuran laleye geçtim sonra. Sarı mı sarı, uzun mu uzundu. Dibine suyu bocaladım. Birden ferahladı. En son mor olana geçtim. Misk gibi ya da yavşan otu bir gibi bir çiçekti. Bizim Serap Hanımdan çiçek tohumu istediğimde bana vermişti. Balkonu bu mor çiçeklerle doluydu. İsmini sormak aklıma gelmedi. Tohum çiçek açana kadar kadıncağız ölüp gitmişti. Ne yalan söyleyeyim, hatırası yaşasın diye bu çiçeğe daha bir özen gösteriyordum. Çiçeklerim serinleyince masada duran fincanıma uzandım. Sade bir Türk kahvesini hak etmiştim. Oturduğum öğle vaktinde bizim karşı komşunun oğlunu gördüm. Halitti ismi. Sessiz sakin bir çocuktu. Kimseye zararı olmayan sevimli biriydi. Ailesi o doğduğunda pek sevinmiş. Üstüne ertesi gün ikiz bir kız kardeşi olmuş. Ankaraya babasının memuriyeti için taşınmışlardı. Ailece pek iyilerdi doğrusu. Yalnız o gün Halit hiç sakin görünmüyordu. Elinde defterleri ile sokağın köşesini dönmüş, eve doğru geliyordu. “Hayırdır okuldan mı geliyorsun Halit?” Diye sordum. Büyük bir öfkeyle:”HAYIV” demişti. Seslenmek için sarktığım balkonumdan içeri usulca sıyrıldım. Şaşırmıştım. Şaşırdığım “hayıv” demesi değildi. Çocuğun zaten” r” harfini söyleyemediğini biliyordum. Şaşırdığım konu öfkesiydi. Onu daha önceleri de sinirli görmüştüm. Genelde sinirli olmasının nedeni edebiyat öğretmeniydi. “R” harfini söylemediği için çocuğa şiir okutmuyordu sınıfta. Bugün de öyle olmuştur diye kahvemi içmeye devam ettim. Sonra Halit üzerini değiştirip evden fırladı. Annesi Hamdiye Hanım arkasından seslenmeye sokağa çıkmıştı. Ama Halit çoktan gitmişti. Bende Hamdiye Hanıma seslendim. “Hamdiye Hanım merhaba! Soluklanmak için kahve içmeye çıkmıştım. İşiniz yoksa buyrun birlikte içelim.” Hamdiye Hanımla sıkı dost olmuştuk. Kadın eşini kaybetmiş, çocuklarıyla, eviyle ilgilenen biri olmuştu. Başını önüne iki kere eğip geleceğini söyledi. Ben orta şekerli türk kahvesini yapana kadar Hamdiye Hanım gelmişti. Balkona buyur ettikten sonra yüzüne baktım. Bir şeylerin ters gittiğine şahit olmuştum. Üstelik Hamdiye Hanım derdini hep bana anlatırdı. Bir yudum kahvesini içtikten sonra anlatmaya başladı.. Halit okuldaki bir şiir yarışmasına katılmış. Şiirinin ismini de koymuş. Ben bu kelimeyi anlamadan dostum atıldı: “ Ah bak şu senin mor çiçeklerin isminden.” dedi. Meğer bizim misk çiçeği diye bildiğimiz güzelim, imiş. Neyse Hamdiye Hanım anlatmaya devam etti. Halit(Ailesinin Özdemir demesiyle) şiir yarışmasını kazanmış. Birinci olmuş. Üstelik kürsüde şiirini okumasını söylemişler. E bu çocuk “r” harfini söylemezken, öğretmeni ona şiir okutmuyor diye sinirleniyordu. Adamlar kürsüye çıkartıp şiirini oku demişler. Neye böyle öfkelenmiş hâlâ anlayamadım. Hamdiye kahvesini içmiş, bardağını ters çevirmişti. Ben düşünürken Hamdiye devam etti. Oysa anlattığının altında başka sebepler varmış. Halit okuldan eski bir valinin kızına aşık olmuş. Annesi bir fotoğrafını bulmuş yatağının altında. Öyle öğrenmiş. “Bizimki ketundur bilirsin.” Dedi. Başımı bilirim diye salladım. Hamdiye devam etti. Kız fotoğrafta gördüğü kadarıyla pek güzelmiş. Parlak, iri dalgalı, kızıl saçlıymış. Kızın gözlerinin güzelliğini bile 8 dakika boyunca anlattı. Merak ettim ismini. “İsmini biliyor musun? Diye sordum. “Mevhibe yazıyordu fotoğrafın arkasında.” Dedi. Anlayamadığım kısımlar vardı. Kızın ismi Mevhibe ise; Şiirin ismini niye koymuş o zaman.” Diyemedim. Konuya devam ediyorduk. Anlatmasına göre Halit(Özdemir) şiirini kürsüde okumaya başlamış.

LAVİNİA
Sana gitme demeyeceğim.
Üşüyorsun ceketimi al.
Günün en güzel saatleri bunlar.
Yanımda kal.
Sana gitme demeyeceğim.
Gene de sen bilirsin.
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,
İncinirsin.
Sana gitme demeyeceğim,
Ama gitme, Lavinia.
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme, Lavinia.
1957

Şiirini okurken bizim güzel kalkıp gitmiş. Halit elinde yazdığı şiir, birinci olan şiiri dinlemeye hevesli öğrenciler önünde yapayalnız kalmış. Eve öfkeyle gelmesine sebep buymuş. Hamdiye Hanım oğlu eve öfkeyle gelince sormuş:” Mevhibe ile alakadar mı öfkenin sebebi?” Halitçiğim ise fırlamış evden. Ne yapacağını bilemez, olanı biteni, üzgünce anlattı arkadaşım. Konunun böylesine olduğunu kızın arkadaşı Melda’dan öğrenmiş bizimki. Melda da iki sokak öteden oturan arkadaşının kızı. Durumun çözümü aklıma gelmedi. Sustum kaldım. Bir ara şey dediğimi hatırlıyorum. “Hamdiye Lavinia ismini söyleyip durdun. Çiçek ismi miymiş diye sordum. “ Mor çiçeğimi gösterip o da bana soru sordu: Serap Hanımın verdiği çiçek değil mi bu?” Öyle de: “ Sen nerden biliyorsun bunu?” Meğer Serap Hanımın hastalığı varmış. Ölecekmiş. 3 ay ömrü kalmış. Kadında gitmiş bir sürü ölüm çiçeği almış. Ekmiş, büyütmüş. Konu komşu herkese dağıtmış.Ben en yakınındayım diye sona saklamış beni. Unuttuğu vakit ben çiçek tohumu isteyince bana büyüttüğü çiçekler hariç tohum olarak göndermiş. Bende sadece bu çiçekten kadın, bana verdi sanıyordum. Hamdiye anlatmaya devam etti: “ Ölüm çiçeği anlamı kötüdür ama başka anlamı da var tabii. Bizim Mevhibenin güzelliği gibi işte. Lavinia, hayaldeki en güzel sevgili demektir. Bende Özdemirden öğrendim.”

Lavinia


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.