Koş Prensesim!

1
968

Bir varmış… bir yokmuş… Uzak ülkelerde değil hemen arka mahallede yaşayan, güzel mi güzel değil, akıllı mı akıllı bir kız çocuğu varmış. Prenseslerin bile kabarık etekleri bırakıp sadelikten yana olduğu bir çağda, kızımız ayaklarından spor ayakkabılarını hiç çıkarmazmış. Her sabah aynanın karşısına geçip güzelliğini seyretmek yerine, elini yüzünü yıkadığı gibi dışarı fırlar; antreman yapmaya başlarmış.

Masalların finalinde ansızın çıkagelen beyaz atlı prensi beklemek varken, neden kan ter içerisinde antreman yaptığını bir türlü anlamazmış arkadaşları.

“Bu kadar kendini yorduğuna değer mi?”

“Nasıl olsa bir gün sen de evlenip, evinin hanımı olacaksın.”

“Koşarak kim zengin olmuş ki?” gibi türlü türlü cümlelerle kızımızı caydırmaya çalışır, aşağı sokaktaki mahalle pazarına gidip süslü kıyafetler alması için ikna etmeye uğraşırlarmış.

Masalın sonunun güzel bittiğini zannedermiş bu kızlar. Uyuyan güzel olup, her şeyden habersiz uyurken, tanımadığı bir adam (prens!) tarafından öpülerek uyandırılmak pek matah bir şeymiş gözlerinde. Ya da pamuk prenses olup, sırf güzelliği yüzünden kötü kalpli kraliçe tarafından zehirlenmişken, yine güzelliği için gömülmeyip cam tabutta durmanın, sonra da yine tanımadığı bir adam tarafından öpülerek hayata döndürülmenin mutlu son olduğunu düşünürlermiş. Kabarık etekler giymekmiş mutluluk, aynada kendini seyretmekmiş… Sihirli değneklerinin olmadığını, hayatı güzelleştirmek için çalışmaktan başka yol bulunmadığını öğrenememişler henüz.

Bu hanım kızlar uyurken veya baygınken yabancının biri tarafından nasıl öpülüyor sorgulamazlar, kendinden daha güzel diye kraliçenin pamuk prensesi öldürmek istemesini normal karşılarlarmış. Ne de olsa hafta sonu geldiğinden sabahtan akşama kadar her kanalda türlü türlü çeşidi bulunan magazin programlarını izleyip, kimin burnu büyük, kimin kalçası küçük, kimi kocası aldatmış, kimin nafakası kaç liraymış kendine dert edinen bir nesilin evlatlarıymış onlar. Güzellik önemli değil, çok önemliymiş onlar için!

Bizim sporcu kızımız Havva’nın neden koştuğunu, bu kadar ağır antremanlara ne gerek olduğunu anlayamazlarmış haliyle. Bir kız çocuğunun azimle çalıştığında geleceğini nasıl da kendi elleriyle inşa edebileceğini bilmezlermiş. Öğretilmemiş ki, onlar ne yapsın! Havva, antrenörünün sözünden çıkmayıp erken yatar, erken kalkarken, beslenmesine dikkat eder, koşularını aksatmazken, “garip”ten öteye geçemezmiş garibim mahallelinin gözünde…

Koş Prensesim!


1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.