Kopmuş Kanatlar

0
550

Yeryüzüne düşen kan damlalarının bıraktığı izden, nereye gittiği görülüyordu. Molozlardan toza bulanmış çatıya düştüğünde, başladı. Yanaklarından süzülen tuzlu damlacıklar eşliğinde, kandan yolu da silip süpüren bu yağmura, tepkisiz kaldı. Ellerine düşen tüyleri, gözlerinden akan yaşlarla süsleyerek, koşup giden rüzgara bıraktı. Aşağıda akıp giden hayata, korna çalan arabalar ve ıslanmamak için koşan insanlar karmaşasına baktı. Işıltısı sönmüş gözlerini, sinirli bulutlara çevirdi. İncecik kirpiklerine düşen yağmur tanesi, göz kapaklarını indirmesini sağladı. Kapalı gözlerinin ardından, kanatlarına kavuştuğu ilk günü hatırladı.

Güneşin dile gelip şarkı söylediği bir gündü. Penceresinden sarkmış, verandanın çatısında tüneyen kuşun aksak adımlarını seyre dalmıştı. Neden sonra kuşun yaralandığını fark etmişti. Aşağı inip, merdiven dayadığı veranda çatısından, küçük kuş ile beraber odasına dönmüştü. Biraz sargı bezi ve küçük bir dal parçası ile bir haftalık misafirlikten sonra, küçük dostu sağlığına kavuşmuştu. Kuşunun, pencereden uçup gidişini seyrederken, peşinden gidebilmeyi dilemişti. Belki de, tüm kalbiyle kurduğu ilk hayaldi bu. Sırtında oluşan karıncalanma ve karnından kalbine ulaşan ufak bir heyecan sonrasında, küçücük, bembeyaz kanatlarına kavuşmuştu. Kanatlarını çırpmaya başladığında, yüreği gibi pır pır eden bir ses duymuştu. Kurduğu her hayalde, kalbinden dilediği her dilekte, kanatları büyümüştü.

Yaşı ile beraber büyüyen dertlerinden uçamaz olduğunda, kanatlarını gizler olmuştu. Her derdinde, her yeni göz yaşında, her aşılmaz çaresizliğinde, kanatlarından bir tüy kaybeder olmuştu. Büyüklerinden yediği ilk dayak, içine işleyen ilk ihanet, özlemine daldığı ilk şey, gidişine yandığı ilk aşk… Dünyaya sığmaz cesaretinden kırılıp dökülen ilk parça. Kaybettiği tüylerin yerine yenisi gelmezken, kanatları güçsüzlükle yıkanmıştı. Şimdi oturduğu bu çatı, dizlerini kirleten toz, dudaklarını ıslatan hüzün ve ellerinden silinen kan, kanatlarının öldüğünü söylüyordu. Ayakları üzerinde dururken kaldıramaz olduğu karanlıktan, ilk bulduğu pencereden uçarak kaçmıştı.
Peşinden koşulmamış hayallerin ve her seferinde üzerine yenisi eklenen derin darbelerin, son bulduğu noktaydı. Bembeyaz kanatları, sırtında gizlenirken tükenmiş, son uçuşlarına eşlik etmişti. Biten tüylerin ardından, sırtında kalan kanlı bir izle, bildiğimiz dünyadan silinip, gitti. Gözyaşları, kükreyerek yağan yağmuru bastırarak aktığında, kalbinde biriken bütün acıları bağırdı. Şehrin kalabalığına haykırdı. Oturduğu çatı, yürüdüğü sokaklar, az önce uçtuğu gök, içine çektiği tüm nefesler dar geldi. Yerine sığmak için, daha çok haykırdı. Haykırırken küçüldü, daraldı. Şişkin göğsü inerken, dizleri de kırıldı. Kalktığı yere geri oturduğunda, daha küçük bir insandı. Şimdi ne sevdiğinin dizi, ne sıcacık yatağı, ne de o verandaya bakan pencere pervazı, kanatlarının acısını dindirmeye yetmezdi. Kendisiyle görmesi gereken bir hesap vardı. Kendi kanatlarının katili, her gün aynada gördüğü aksiydi. Ayaklarına baktı. Bundan sonra onu da, hayallerini de taşıması gereken ayaklarına. Belki de bunca zaman, yok olduğu bir karmaşa da ve unuttuğu düşlerinden başka yerlerde gezip, hayallerine koşmadığı için bu kadar güçsüz kalmışlardı.
Yağmur durdu. Şehir yıkandı. Çatıdan silinen tozlar, rüzgarın kaçırdığı son tüyler ve gözlerinde biten yaşlar, az önce kaybettiği şeyin bir daha geri gelmeyeceğini fısıldıyordu. Hayallerine uçabilecek ve en güzel ana konabilecekken, insanlar neden kendi karmaşalarında kayboluyorsa, o da, ondan kaybolmuştu. Sonunda, milyonlarca insan gibi, düştüğü çatıdan kalktı. Az önce baktığı kalabalık sokağa inmek üzere, merdivenlere yöneldi. Bundan sonra atacağı bütün adımlar gibi, sağlam bir adım attı. Çatıdan indiğinde, sırtında izleri olan bir insandı.
Eğer varsa, sırtınızdaki izlerin, ayaklarınızı güçlendirmek için var olduğunu bilmeniz dileğiyle.

Kopmuş Kanatlar

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.