KIYIMIN KUŞLARI

Sabahleyin mahallede en erken onlar uyanırdı, sesleri ruhumu okşardı. Küçük de olsa kalabalık bu mahallede beni seven bir tek onlar vardı. Onların sesleri ile hayata gözlerimi açardım her ölüm kıyısı uykumdan. Radyoyu da artık tek dinlemez olmuştum yanıma otururlar, koynuma adım atarlardı. Sandalyeme de talip gibilerdi boş kalmaz olmuştu hiç, sahi yalnız kalmaktansa yatacak yerim kalmasın.
Yılların yalnızlığı olacak onlar gelince bir hayat bulurdu sözcüklerim sükut elden gider, üç lokmam olurdu size beş. Benim ağaçta pek memnundu halinden kurumuş dalları hayat buldu, kökleri can buldu ee durum bu olunca bende can buldum tabi. Varıp gitsem şuralardan derdi dilim, ayaklarım yola dönerdi, gözlerim ıraklarda, kalbim ’aman dur durduğun yerde, hazır değilsin daha o kıyılara ’derdi. ‘Ah keşke gitsem ya buralardan, komşusu can olan canan olan kıyılara.’ Derdim.
Otururdum sandalyeme ülkeler yıkar ülkeler kurardım, insanlar yaratır insanlar öldürürdüm, insanlar tanır unutuverirdim sonra onları yalnızlık bu olsa gerek hep yanımda biri olurdu bunlar olurken.
Onlar geldi, geçti gitti tüm her şey. Diyarlarım çiçek açtı, Ağaçlarım sulandı, güneşlerim açtı, sözcüklerim dansa kalktı, ben… Ben ise sandalyemde oturdum.
Ağrılarım başladı sonra, eskilerin ağrısı olmalı önce dizlerim tutmaz oldu, sonra ellerim. Ağrılı bir huzura kavuşmuş gibiydim ya da kıyılara yaklaşıyordum yavaş yavaş. Yüreğim elimden gidiyor gibiydi, uzandım tutamadım çok kez.
Sonra bir gün onlar gelmedi, anladım ya sapa girdiğimi, yine de bir hafiflik var tabi kıyıya gelmişiz şunun şurasında olsun o kadar. Önce dizlerim tutmaya başladı, sonra ellerim, yüreğim geldi kondu gerdanıma. Anladım o zaman ki o kıyı ölüm kıyısı, o sapa bu sapa.