Kirpi

Gerçekçi olmaya çoğu zaman mecbur oldum. Daha ziyade mecbur bırakıldım. Ve fakat sonraları bunu bir yaşam biçimi olarak kanıksadım. Öyle bir an olur ki geçici bir hülyaya aldanmak ile gerçeği kabullenmek arasında bir seçim yapmak gerekir. İnsan kendini kandırmak istediği o anda sahte ve geçici bir tahayyüle* tutunmaktansa dört yanı kirpi gibi dikenlerle kaplı olan hakikate sarılmalı. Sarılmalı ki kanasın dört bir yanı, ama hiç değilse ileride toz pembe görünen sahtelik kirpiden daha çok yakmasın canını.

Kirpiye sarılmayı kim ister ki? Her yanının yara bere içinde kalmasını. Ama gerçekçiliğe ihtiyaç var. Kendini kandırmak insana kestirme yol gibi görünse de o yolun sonu nihayetinde kirpiden beter bir yere çıkıyor. O yüzden başıma ne gelirse gelsin, hatta gelmezden de evvel ben hayali değil de hep kirpiyi seçtim. Ellerime batan dikensi tüylerine, derimde açılan yara ve taşan kanlara rağmen. Dedim ki kendime

‘ Bak, gözlerini kaçırma, elini korkak alıştırma. Acı da olsa hakikat bu. Kabullen ve alış ki canın daha ziyade yanmasın.’

İnanır mısınız bunu yaparken tarifsiz bir acı ruhumu esir alırdı. Kendime zulmediyor gibi hissederdim bazen. Ama kendime karşı esas zalim ben miydim, yoksa kabullenmek mecburiyetinde bırakıldığım hakikatlerin müsebbipleri mi? Can alıcı bir soru.

Önünde sonunda her yol o kirpiye çıkıyorsa benim kanıksamak dışında başka ne seçeneğim kalıyor ki? Size fazla kaderci ve teslimiyetçi görünebilirim fakat bu böyle değil. Aslında o kadar çok uğraştım, o kadar güç savaşlar verdim ki kendi kaderime karşı ve fakat insan hakikaten kendi kaderini değiştirmeye muktedir değilmiş bunu öğrendim. Ne yaparsam yapayım çıktığım yolların nihai durağını değiştirmeye ne azmim ne de gayretim yetti. Benimki kirpiyi görmeden kendi elini kanatmak, sonra da kendi yaranı kendin sarmak. Kirpiye de tabibe de iş bırakmamak. Aksini görmedim. Yaşamadım da. Hayat acımasız, bu hayatın insanları ondan da beter. Kimseden merhamet veya sevgi beklemeye lüzum yok. İnsanlar genel itibariyle bencil, hoyrat ve  de nankör.

Aman Selma hepimizi aynı kefeye niye koyuyorsun diyeceksiniz. Belki haklısınız. Belki kendim de başkalarının terazisinde durmadan yanlış ölçüldüğüm içindir böyle düşünmem. Fakat yine de insanlar hususunda büsbütün haksız olduğumu sanmıyorum. Tabi ki bütün bir insanlığı böyle değerlendirmek hakkaniyetli olmaz ama içimizde böyle insanların yaşadığını siz de yekten yadsıyamazsınız. Bu kanaate varmamı sağlayacak öyle bayağı ve çirkin muamelelere ve öylesi hak etmeyeceğim nankörlüklere maruz bırakıldım ki aksini düşünmeme zerre imkan kalmadı. Toplumun ekseriyetini* oluşturan bu nankörlük bir tarafa zarar vermezken diğer tarafı heder ediyor. Bu ebedi öğretiler eskilerin dediği gibi kulağımdan hiç çıkarmadığım birer küpe oluverdi.

İşte bu yüzden kirpiyi görmeden kucaklıyor ve insanlardan uzak duruyorum. Çünkü onlar benim elimi kana bulayan kirpilerden çok daha tehlikeli ve acımasız. Gerçekçilik maharet ister, herkesin harcı değildir. Sahte rüyalara aldanmaktansa, bin defa ölmektense bir defa ve belki en acı da olsa tek seferde ölmeyi bu yüzden yeğliyorum.

Hepimizin hayatında muhakkak birtakım kirpiler vardır. Köşe bucak kaçtığımız, görmek istemediğimiz hakikatler… Fakat yazının başında da söylemiş olduğum gibi onu yok sayacağımız yerde kabullenirsek bu kendi lehimize bir adımdır, sizi temin ederim. Dışarıdan pek zahmetli ve acılı duran bu yöntemi hayatın sizin üzerinizde denemesine izin vermeden siz kendiniz deneyin. Kaçtığınız birtakım hisler, insanlar veyahut -ben onlara topyekun ‘KİRPİ’ diyorum- kirpiler varsa durun, kaçmayın, kabullenin ve en zoru da yüzleşin. Derinlere gömülen ve yaşanmasına mani olunan her his bir gün muhakkak su yüzüne çıkmaya mahkumdur. Bir gün canınızı muhafaza edersiniz, iki gün edersiniz ama öyle bir zaman gelir ki kaçtığınız kirpiyi birdenbire avuçlarınızın içinde bulursunuz.

Sevgiler…

* Tahayyül: Hayalde canlandırma

* Ekseriyet: Çoğunluk