KİMLİK

Elimde birkaç karton bardak iç içe, en üstteki bardakta acı kahve oysaki sıcak bir çorba olmasını ne çok isterdim. Aç ve soğuk bu kış sokaklarında…
Kahve daha ben ısınmadan soğumuş olmasına rağmen cebimdeki son paranın bedelini elimde tutmak boş bir güvence vermişti bana.
Gün içinde birçok kez geçtiğim o sokaktan belki de onuncu geçişimdi, yerdeki taşlarına kadar ezberlediğim bu aç ve soğuk sokağın temennilerimi hiçe saymamasını beklerdim. Bir çift göz, bir çift el, bir topuk tıkırtısıydı hepsi hepsi, zor değildi fikrimce.
Sahi etrafımdaki uçan kuşlardan bahsetmeyi unutmamalıyım, sanırım sürekli olarak takıldığım tek canlılar. Aç ve soğuk o sokakta gözümü çevirdiğim her yerdeler. Bir avuç da olsa onlara yem almayı çok isterdim bu imkânsızlıklar, işsizlik silsilelerinde çok zor. Elimi yüreğime koyup bir de cebimden çıkardığım tebessümü takabilirim enkaz olan benliğime. Ben buyum.
Ben kim miyim?
Ben bu aç ve soğuk sokakta semazenin tennuresinin bir ucuyum, ben yaka paça alıkonulan çocukların atladıkları oyun ipinin bir ucuyum, ben gözyaşları ile giyilen gelinliklerin duvaklarıyım, ben cayır cayır yanan 3 milyon 775 bin yüreğin çığlığı olan Adem Yarıcı’nın ocağındaki boş tencereyim, tanrının sevmediği çocuklarım ben, madencilerin yüzlerindeki kara elmasım ben. Siz… Siz ise siyasetsiniz.
Ben uçan kuşum, esen rüzgârım, açan gökkuşağıyım, siz ise kalıplarsınız.
Ben güvercinlik koyundaki ruhları kül olan ağaçlarım.
Ben melek Kurtuluş’un intihar eden geleceğiyim.
Ben Sarah Hegazi’nin gökkuşağındaki tüm renklerim.
Ben yeryüzündeki okunmadan yakılmış tüm veda mektuplarıyım.