Kadın

0
237

olmak… bu konu üzerine hep uzunca düşünmüşümdür. Ait olduğum bu beden bana sorularak oluşmadığı için bunu kendi başarım veya tam tersi başarısızlığım olarak göremezdim bu yüzden ne kadınım diye haykırırcasına mutluluk duydum ne de kaygılandım. olmayı değil de var oluşumu kabullendim sadece. Hayatı hep bir sahnedeymişçesine yaşarım bu yüzden bana göre bir kadının her şeyi şık olmalıdır;sevişi,üzüşü,terk edişi,gidişi… Benim yaşadığım toplumda olmak oldukça zor. Giyinişimizden,gülüşümüze kadar baskıya,şiddete, tacize maruz kalıyoruz. Halbuki eşit olmayı ve bakabilmeyi bilseydik her birimiz bu dünyaya fırlatılmış bireylerdik. Ya da az önce bahsettiğim sahnenin oyuncularıyız diyebilirim. Her birimiz aslında oyuncu olarak dünyaya geliyoruz büyüyüp uğraşlarımız arttıkça ve çevremiz değiştikçe başka şeylere yöneliyoruz sadece. Küçükken merak ettiğim konulardan biri de neden şairlerin hep erkek oluşuydu. Ortaokulda bunu Türkçe öğretmenime sorduğumda: erkekler aşkı daha yoğun yaşıyor cevabını almıştım. Bu cevaptan tatmin olmayarak ilk şiirimi kaleme aldım ‘kırık kalpler vakti’… Ben kadınların dünyasından çıkan şiirleri okumak isterim. O kadar az ki… Yani bildiğimiz, gün yüzüne çıkarılan, önemsenen ya da… Daha çok olmalı; daha çok bilinmeli… Duygu hepimizde mevcut üstelik fizyolojisi duygularını daha yoğun yaşıyorken yapılmak istendikten sonra şiir de yazılır,film de çekilir,heykel de yapılır. Kadının eli değdikten sonra orası sanata dair olur.”Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.” – Mustafa Kemal Atatürk. isterse orduya girer, kağnı sürer milli mücadeleye güçlü duruşuyla yön verir. Nene Hatunun mübarek elleriyle başlar o eller Şerife Bacıya kadar uzanır.

Ve kadınlar
bizim kadınlarımız:
korkunç ve mübarek elleri
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yarimiz
Bana göre doğurmak başlı başına bir . Bu yüzden her zaman derim:her kadın bir hayat yaratır tıpkı Tanrı gibi… Sesini duyuramamış adını bilemediğimiz o kadar çok kadın sanatçı var ki, biz çarpıtılmış gerçeklerle önümüze konulana inanmak zorunda kalıyoruz. CAMİLLE CLAUDEL: Lise yıllarımda filmini izleyerek hayranlık duyduğum bu KADIN Fransız bir heykeltraş.Fransa’da kadınlar için hayat bugünkü gibi ilerlemiyordu. O yıllarda kadınlar Fransa’da bile ikinci sınıf insan kategorisindeydi.
İşte böyle bir dönemde ünlü heykeltraş Rodin ile ilk özel dersine başlamıştı. Rodin’in ilham perisi Camille Claudel olmuştu. Üne kavuştuğu ilk eseri Cennet Kapısında Camille’in imzası varken biz bu şahane kadını ancak aşkından ölüp gittikten sonra duyabildik.

Kadın başlı başına sanattır. Büyüdükçe okuduğum bölüm gereği sanatın farklı bölümlerine yöneldikçe görüş açım esnemeye başladı. Önceden vücudumu etten kemikten bir bütün olarak görürken artık ona kıvrımlı hatlarıyla baş döndüren bir sanat eseri olarak bakıyorum. Heykellerde neden hep kadın vücudu ön planda tutuluyor? Kadın vücudu neden objeleştiriliyor diye kızardım şimdi tüm heykeltraşlara hak veriyorum çünkü biz kadınlar estetik algısını oluşturuyoruz. Kadın vücudu en estetik sanat eseridir.
Hiçbir güzel kadın yoktur ki, aynanın karşısında sırıtıp durmasın. (William Shakespeare)
Bedenimizden dolayı kendimizi suçlu hissetmeyi öğretirler.Bedeniniz sizin değil,erkek bakışı ve normlarının hizmetindedir.Söz konusu ‘normlar’ klasik nü çalışmalarda ise estetize edilmiş haliyle karşımıza çıkar.Maalesef kadına ve sanata bakışın içler acısı durumda olduğu,insanların bedenlere ve toplumsal cinsiyetlerine hapsedildiği bir dünyada yaşıyoruz.Bir de kadın gözüyle erkek bedenine bakabilsek… erkek devrimcileri hepimiz biliyoruz ama tarih ne yazık ki,gelişmekte olan sistem ve ideolojiler için zamanlarından,çabalarından ve hayatlarından ödün vermiş kadın devrimcilerin katkılarını göz ardı ediyor.Yanlış kanıalrın aksine tarih boyunca,devrimlerde görev almış pek çok kadın oldu ve bunların birçoğu,oldukça önemli rolere sahipti.Dünyanın dört bir yanında 10 kadın devrimciyi bu özel günde analım.NADEZHDA KRUPSKAYA,CONSTANCE MARKİEVİCZ,PETRA HERRERA,NWANYERUWA,LAKSHMİ SEHGAL,SOPİE SCHOLL,BLANCA CANALES,CELİA SANCHEZ,KATHLEEN NEAL CLEAVER,ASMAA MAHFOUZ.Kadın devrimciler düşünüldüğünde buz dağının yalnızca doruk noktası.Aslında rengarenk katkıları kasten griye boyanmış pek çok kadın devrimci var.Kadın olmak bıçak üstünde yürüse bile kanının pıhtısıyla gül kokusu saçıp etrafa o kırmızıdan bir tablo yapmak,kimi zaman ağlasa bile hemen toparlanıp kırmızıyı dudağına kondurarak dışarı çıkabilmektir,kasten boyatılmış griyi kırmızıya dönüştürebilmektir,kendi kırmızısından her güne farklı anlamlar çıkartabilmektir.Bakmayı bilmek,güzel görmektir. Türkan abla gelip o kırmıya melul melul bakarsa bu kırmızılık yerini AL YAZMALIMA bırakır. Her yeni güne yeni bir kırmızılık kuşanarak hayata en az kırmızı kadar tutkuyla sarılmaktır kadın olmak. Ne yaşarsa yaşasın ışıl ışıl gülümsemektir.Frida’nın Yaşam Çiçeği tablosu gibi hayata kendi elleriyle kopmaz kökler salmaktır.Ben köklerimi yeryüzündeki tüm kadınlara salıyor onlara birer al yazma uzatıyorum. Biz kadınlar birbimizi kıskanmak yerine desteklersek ataerkil her türlü güçlüğe kalkan oluştururuz. DÜNYA KADINLAR GÜNÜ! Günümüz ve gelecek tüm günlerimiz kırmızılığımızla- tutkumuz,aşkımız,acımız,sıcaklığımız- cesurca devam etsin. Çünkü ırkımızı terk etmiş.Kim bilir,belki de ona hiçbir zaman sahip olmadık.El ne der korkusu ki bu ahlak kurallarının temelidir,Tanrı ne der korkusu ki bu dinin sırrıdır. Bizi yöneten iki şey bunlar. Ben inanıyorum ki bir insan hayatını dolu dolu ve tam olarak yaşarsa,her duygusuna biçim verir,her düşüncesini ifade eder,her rüyasını gerçekleştirir.İnanıyorum ki dünya öyle neşeyle dolup taşacaktır ki bütün hastalıklı duygularımızı unutup ideallerimize dönmemizi sağlayacaktır. Cesurca ve özgürce Kadınlar şimdi! Sihirli ellerimizle birleşip kırmızı iksirimizi Dünyaya sunmamız dileğiyle…

Kadın


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.