İtiraf

0
202

Sana bakmak binlerce yıl öteden kendine rastlamak gibi. Hala avuçlarım göğe açık kar yağmasını bekliyorum. Biliyorum, şimdi adı bile anılmayan bir kentte ilk kar üzerimize yağdı. Papatyaları bahardan biz topladık senin yaralı ellerinle. İnilmez merdivenler yapılmıştı gökten zemine, biz koştuk üçer beşer basamaklarından. Sen ve ben daha önceden de tanıyoruz birbirimizi. Mesela ben bir rüyada gördüm utangaç gözlerini, yanaklarına yayılan hafif tebessümün ve saçlarının taranışı hala aynıydı. Belki de bunun verdiği bir huzur var dünya gözüyle seni gördüğümden beri. ‘Benim’ diyorum her bakışına, her kaçışına, her susuşuna ‘Benim’.
Masallara da inanıyorum mucizelere de. Hiç büyümedi kalbimin zamansız atışı. Kırılıp ele batan bir cam parçası gibi kaldım sıradan bir temmuz gününe. Hani ilkokulda sevdiğini belli etmek için sevdiğin kızın saçını çekersin ya da montunu asarsın ya montunun yanına, ben de öyle bırakıyorum her gün kendimi senin yanına, dünyanın tüm saçma konularından bir demet ile sadece konuşmuş olmak için. Ne kadar da anlaşılıyordur diyorum, beni gören birisi hemen anlar içimdeki seni. Dünya telaşı işte ne onlar ne de sen anlıyorsun. Ben yokluk zamanlarından kalma, her şeyi yapmış olmanın verdiği rahatlıkla evine dönen bir işçi gibi çekilirken gün sonunda, avuç avuç iç sıkıntıları sunuyorsun bana. Konamıyorum bir dal bulup göğsümde havalanan kuşlarla yeryüzüne. Kendini de inandıklarımı da götürüyorsun güneşlere, birlikte kaybolup üşütüyorsunuz beni.
Ne yapmalı? Sen söyle sevgili ne yapmalı bu usulsüz gidişlerine? Bir şiir kitabı yetmez dersen binlerce şiir mi yazmalı sana? Her gün kâğıtlar yazıp bırakmalı gemisiz limanlardan. Kim bilir kime rastlar mürekkebi silinmeden ya da silinen mürekkepli deniz nasiplenir değince ellerinden.



CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.