İŞİN ÖZÜ DENGELİ YAŞAMAK

0
97

Dengeli bir yaşama sahip olabilmemiz için sağlığımıza yatırım yapmak kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gerçekliğin bilincinde olarak ilk önce beslenme alışkanlıklarımızı gözden geçirmemiz ve gerekiyorsa değiştirmemiz bizi yaşama daha sahip çıkıcı ve yaşamı koruyucu bir bakış açısına teşvik etmelidir. Dolayısıyla bu doğrultuda beslenmeyle ilgili bazı öneriler, farkındalık oluşturma amacıyla ana hatlarıyla aşağıda belirtilmiştir.

Dengede kalmak… Ne sihirli bir sözcük değil mi ? Vücudumuzun, zihnimizin, ruhumuzun, yaşamımızın normal yaradılış fonksiyonlarına uygun bir seviyede, istikrarlı bir sürdürülebilirlik vasfına sahip olabilmesi aslında elimizdedir. Yapmamız gereken uyanmak ve anlamak… Ve sonra emek vermek… Her gördüğümüz, duyduğumuz bizi yanıltmasın. İlk önce bir düşünelim. O işin içinde kestirme bir yol mu var yoksa emek mi? Örneğin, ekşi maya vücudumuz için başlı başına bir probiyotik kaynağıdır. Ancak, doğru öğütülmemiş veya üretilmemiş buğdaylarla sadece kar amacına bağımlı olarak kısa yoldan en az maliyetle yapılan unlar(endüstriyel unların hepsi) vasıtasıyla üretilen ekşi maya, maalesef söylediğim gerçek ekşi mayanın vücudumuza sağlayacaklarını sağlayamaz. Tam tersine vücudumuza bir yük olarak geri dönecektir. Bu ve bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Beslenme konusunda söylememiz gereken bir diğer önemli husus, asla geç vakitte yemek yememektir. Akşam yemeğini saat yediye kadar yemiş olmak gerekmektedir. Çünkü sindirim yavaşladığından yediklerimiz kilo ve rahatsızlık olarak dönecektir bize, özellikle akşam dokuzdan sonra yediklerimizde. Sabahları ise uyandıktan iki saat sonra kahvaltı yapmak vücudumuzun daha iyi çalışmasını sağlayacaktır. Unutmayalım sağlıklı bir vücut sağlıklı bir sindirim sisteminde saklı aslında 😉

İlk önce ne yediğinizi bilin arkadaşlar. Bakın etiketine,içeriğine.. Katkı, koruyucu, boya, tatlandırıcı, kıvam arttırıcı, aroma v.s var mı… Bir de şöyle bir aldatmacası var gıda endüstrisinin, allı güllü ambalajlarla kocaman yazılan ORGANİK ürün paketlerinin içine vitamin diye askorbik asit( E300) konulabiliyor. İçinde vitamin olması o ürünün doğal ve sağlıklı olduğu anlamına asla gelmez. Ayrıca ürün uzun bir süre rafta durabilmesi için çeşitli kimyasalların da işin içine girdiğini düşünürsek önümüze çıkan durum hiç de iç açıcı ve sağlıklı hatta ORGANİK olmasa gerek. Şunu unutmayalım ki bir ürün gıda endüstrisinin elinde, çeşitli kimyasal yollardan geçerek bildiğimiz şekle gelir. Bugün günümüzde doğal üretildiği öne sürülen bir elmanın bile dış kabuğu mumlanıyor. Neden, çünkü parlak ve lezzetli görünürse alıcı bulabilir mantığı hakim piyasada. Size önerim bu tür parlak gördüğünüz meyveleri tüketmemeniz ya da seçeneğiniz yoksa kabuğunu soyup yemeniz. Çünkü kabuktaki madde yıkamakla geçmiyor.. Dolayısıyla çok dikkatli olmak lazım. Yine bir ürünün popüler yerinde yetiştirilip sofralarımıza gelmiş olması(örneğin çeşitli sebze ve meyvelerin), yine doğal olduğunu göstermez. Tarımda kullanılan yapay gübreler ve ilaçlama yöntemleri var oldukça o ürünlerin doğallığından asla bahsedemeyiz. Bu tür ürünleri karbonatlı suda bir süre bekletip tüketmek gerekiyor. Sirke, bazı tarım ilaçlarını daha da aktifleştirebildiğinden, sirkeli su tercih etmeyin. En son yaşanan ıspanak zehirlenmesi olayı bize, eskisinden daha fazla, tükettiklerimiz konusunda sağ duyulu olmamız gerektiğini göstermiştir.

Doğru beslenmenin, sadece vücudumuza değil, duygularımıza da etkisinin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Örneğin, sıklıkla fast food tarzı ve paketlenmiş ürünlerle beslenen çocuklarda hiperaktivite görülmesi ya da çoğunlukla kırmızı etle beslenen kişilerin daha sinirli olması. Burada değinmişken söyleyeyim, çok kırmızı et tüketen kişilerin hırçın olmasında, hayvanın kesilirken gergin olmasına sebebiyet veren hormonlar o hayvanla beraber bizim vücudumuza girmekte… Hatta bir diğer konu, yine hayvan yetiştiricilerin antibiyotikle ve yapay yemle hayvanları beslemeleri ve bu durumun tüketiciler için büyük bir tehdit olduğunu da unutmamak lazım tabi. Bu tarz beslenmelerin kanser v.b hastalıklar yanında hormonal dengeyi bozdukları için depresyona da etkisinin olduğu bilinmekte artık.

Beslenme önerileri dışında bir de bizi ruhen ve bedenen dengeye, sağlığa ulaştıracak diğer öneriler ise şöyle sıralanabilir…

  1. Elektronik eşyaların bulunmadığı karanlık bir odada uyumak
  2. Yetişkinler için en fazla 6-7 saat arası uyumak
  3. Kişisel bakım ürünleri ve temizlik maddelerinde kimyasallardan uzak durmak. Özellikle içinde ‘parfüm’ olan her şeyin zararlı olduğunu unutmayalım.
  4. Her gün yarım saat yapılacak bir yürüyüş bize farklı bir enerji katacaktır. Havanın güzel olduğu, üşütmediği zamanlar ve bol ağaçlıklı yollar yürüyüş için idealdir. Hayatımızda hareket daima olmalı. Ancak vücudumuzu zorlayacak hareketler yapmamalıyız.
  5. Bağımlılık yapan maddelerden uzaklaşmak… Sigara, nargile, alkol, uyuşturucu… Bunların hiçbiri masum değil ve kulak arkası edilecek gibi de değiller hepimizin bildiği üzere!!!

Bir şeyi özenmeden, önemsemeden elde etmenin getirisi, özensizlik ve önemsizlik olacaktır. Her zaman söylediğim gibi, çaba göstermektir kıymetli olan, bir şeyi sadece elde etmek değil. İlk önce kendimizden başlayalım hayatı inşa etmeye… Ve bunu sonucuna odaklanarak değil, içeriğine odaklanarak yapalım…

Daha yaşanılası hayatlar için…

Sevgiyle…

İŞİN ÖZÜ DENGELİ YAŞAMAK


Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.