İNSAN KENDİ KENDİNİN HAMALIDIR

0
244

Koca bir aynayı sırtlanmış boylu boyunca, bu taşlı yolların yürüdüğü her adımında, kendi yükünden bir tık daha fazlasını hisseden insanlar ’Yirmi otuz sene evvel’ diyordu. ‘Yirmi otuz sene evvel bunun farkında olsaydım, hamal camal dinlemez, onu birine verirdim.’ Yılların eskittiği beden, artık yorgun ve yolun sonuna yaklaştıkça sabrı tüketiyordu. Rüya bitmişti ve gerçekler gözlerine serilirken, muteber saydıkları bu boşluğun, muteber insanları kendilerine hamallık yaptıklarını vakit geçtikçe anlıyorken devam eden bir yol olduğunu da göz ardı edemiyorlardı. Çünkü insan, yolcuydu, yol yorucu, yolcu yolunda yorulurdu. Hamalıydı omuzlarının, ödeyemediği borcunu sırtlanıp, tutamadığı sözlerine darılırdı. Üzerine düşen sorumluluğu yerine getiremediğinde, emanet edenin bir alacağı, hakkı da kalıyorken kendinin hamalıydı. Kendi iç savaşında kayboluşunun, akreple yelkovanın buluştuğu noktada, yanıldığı gecenin ıssızlığında kayboluşuydu. Bilmek her zaman yapabileceklerinden ağır basmıyorken, çoğu zaman kendine yetemediğini düşünen çocuk aklından farksızdı. Kapatmak için üzerine çektiği çarşaf hatalarını örtmeye yetmiyor, artık boş duraklarda doğruyu bekliyordu. Her beklenenin gelmeyeceğini de biliyordu oysaki. Dünya hali! Yalnızlığı dostluğuna kucak açıyorken çepeçevre, kendini yakan ateşine daha çok sarılıyordu. Hamallık, her gün yük taşımak anlamından yeterince uzaklaşmış ve büsbütün yorgunluğuna boyanmıştı bugün. Hatalarını biriktirdiği kesenin ağzı doldu. Yollar uzun uzadıya taş toprağa boğulmuş, içtiği su zehir zemberek, üstü başı suç, sorgu… İnsan bu, aldanmışlığında dünyanın, vicdan azabına eş, yokuşu çıkmak için sürtünüyordu. Sökülüyordu, ne mal ne şöhret ellerinde olmayan nefesinden, üç kuruş para, beş yudum su için verdiği çaba hamallıktı. Mukaddes yükü sırtlanıp koyulduğu yolun üzerine camlarını kırmış, çilekeş yalnızlardan dersini almadan, yürüdüğü uçurumun sonunda gök karanlığını saldığı an bile farkına varamıyordu. İnsandı. Sürgün edildiği dünyaya kendini mahkum sayıyordu. İnsandı, toprak olmayacakmış gibi yüklenmiş yükünü, kendine hamallık ediyordu. Bir yolculuktur, tutturmuş gidiyor. Sormak lazım. ‘Hamalım! Dünyayı sırtlanmış gidiyorsun! Bu yolculuk nereye?’

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.