Tereddütlerin ötesinde,
Hiçbir soru işaretine aldırmadan,
Tüm imkansızlıkların bilincine vararak,
Bütün olmazları mümkün kılan,
Gerçekti, yaşadığı.

***

Her ne kadar bilse de ulaşamayacağını,
İçini saran ateş, her geçen gün biraz daha yaksa da yüreğini,
İçine çektiği her nefeste biraz daha hissediyorsa da olanaksızlığın sancısını,
Damarlarından akan kan, geçen her saniye birazcık daha ısınıyorsa da,
Vazgeçemediği tek şeydi, bu hayatta.

***

Dinlediği her melodide onun sesi varken,
Kokladığı çiçeklerin umudu onda saklıyken,
Ağzındaki her lokma, onun varlığıyla daha da lezzetleniyorken,
Gökyüzü, onun olduğu hayallerde daha da sonsuzlaşıyorken,
Normaldi;
Hayatını anlamlı kılanı, ne olursa olsun söküp atamazdı.

***

Kafasında beliren her biçimde o varsa,
Yudumladığı her şarapta onun kokusunu da anımsıyorsa,
Sokaktaki çocuğun gülümsemesinde dahi malumun izlerini görüyorsa,
Onu düşünmek, her zerresinden akan coşkuyu daha da şiddetlendiriyorsa,
Mümkün değildi;
Varlığını hiçbir şekilde yok sayamazdı.

***
Gecenin en umutsuz karanlığında bile aydınlıklara ulaşabilecek enerjiyi kendinde bulabiliyorken,
Kelebeğin her kanat çırpışı, aralarındaki görünmez bağı biraz daha kuvvetlendiriyorken,
Ağaçtaki kuşun cıvıltısı, en olmadık esnada sevinçlerin en tatlısını yaşatıyorken,
Çok zordu;
Onu, unutamazdı.

***

Her ne kadar bilse de onunla olamayacağını,
İliklerine kadar hissetse de kavuşamayacaklarını,
Farkında olsa da filmlerdeki mutlu sonun hayatlarında işleyemeyeceğini,
Yine de çaresizdi;
Ondan vazgeçemezdi.

***

Esaret, işte tam da bu şekilde betimlenebilirdi.
İmkansız aşk dedikleri,
Böyle bir şeydi.

Yaşadığı;
Belki de imkansızın da ötesindeydi.