İçimizdeki Boşluk

0
116

Biz insanlar; düşünebilen, etkili bir biçimde iletişim kurabilen, sayısız duygu barındıran canlılarız. Seviyor, âşık oluyor, üzülüyor, çalışıyor, konuşuyoruz. Mükemmel, kusursuz bir yaradılışa sahip olduğumuzu düşünebilir, hatta bunda bir ölçüde haklı olabiliriz, ama tüm bu özelliklerimize ve yapabildiklerimize karşın yüzleştiğimiz çok yaygın bir sorun var, yalnızlık. Kalabalıkların içinde, ailemizin, arkadaşlarımızın yanında, çevremizde onlarca, belki yüzlerce insan varken, her gün bir sürü insanla iletişim kuruyor, sohbet ediyor, vakit geçiriyorken bile içimizde bir boşluk barındırıyoruz. Bu boşluğu sosyal medyayla, akıllı telefonlarla ve bilgisayarlarla doldurmaya çalışıyoruz. Peki gelişen teknolojinin doğru bir çözüm olduğuna gerçekten inanıyor muyuz? Bu soruya kendi adıma vereceğim cevap hayır, çünkü o, insanın doğuştan getirdiği birtakım duyguları kendi elleriyle eksiltmesiyle ortaya çıkmış ve somut veya maddi şeylerle doldurulması mümkün olmayan bir boşluk.
Tüm duyguların, fikirlerin ve aslında her şeyin karşıtıyla beraber var olduğu bu hayatı hiçbir zaman tam anlamıyla kabullenemedik. Mutsuzluk diye bir duygu olduğu için sevinebiliyoruz, masumiyeti bildiğimiz için suçluların kim olduğuna karar verebiliyoruz, ölümden korktuğumuz için yaşamanın tadına varabiliyoruz ve yalnızlığın tanımını, hissettirdiklerini bildiğimizden kalabalıkları seçiyoruz. Halbuki her bir duygu ve düşünce karşıtıyla beraber var oldu. Bunları birbirinden ayırarak değerlendirmek ve belli kalıplara sokmak biz insanların yaptığı en büyük yanlışlardan biri. Kalabalığı ve insanların bir arada olmasını “iyi”, yalnızlığı ise “kötü” olarak değerlendirdiğimizde, işte o zaman, yerine hiçbir şey konulamayan o boşluğun oluşumuna en büyük katkıyı sağlamış oluyoruz. Sürmekte olduğum yaşamı düşündüğümde yalnızlık kavramının bu boşlukla ilişkisini çok daha net bir şekilde anlıyorum. Hayatımın kendimi “mutsuz” olarak nitelendirdiğim dönemlerinde bazı alanlarda yalnızlık çektiğimi ve insanlarla iletişimimin diğer dönemlere oranla daha az olduğunu fark ediyorum. Yalnızlığın kötü bir duygu olduğuna kendimi inandırmış ve içimde yoktan bir boşluk var etmiş olduğumu görüyorum. Derinlemesine düşündüğümde ise, aslında boşluğu yaratanın yalnız olmak değil de bizim “yanlış” olarak nitelendirip bir kenara attığımız her bir duygu olduğuna karar veriyorum. O boşluğu yok edebilecek tek yol ise yaşadığımız her hissi ve duyguyu benimseyip kendimizi olduğumuz gibi sevebilmekten geçiyor.
Hayatındaki o boşluğu doldurmak için bir işletim sistemini kullanan Theodore, belki de bahsettiğim yalnızlığı yaşıyordu ve o işletim sistemi bizim benimseyemediğimiz duyguları kucaklayarak gerçek insanlardan daha çok insan olmuştu. Daha çok insan olmuştu, çünkü toplumsal yargıları umursamıyor, içinden gelen her şeyi söyleyebiliyor, kendi varlığını sorgulayabiliyordu. Bizim kaçtığımız her bir hisse, düşünceyi bağrına basmıştı. Yapay zekâ Samantha’nın varlığı, bana insanlığın yalnızlıkla mücadelesine bir son verilmesi gerektiğini anlattı. Yalnızlığı düşman olarak görüp savaşmaya çalışmak yerine ona yeni gerçek anlamını verebileceğimizi anladım. Hayatımın yalnız dönemlerinde toplumsal bazı normlarla kendimi kandırarak mutsuzluğa sürüklemek yerine yalnızlığın bana katacaklarına odaklanmalıyım. Kim olduğumu öğrenmenin, hayatı doğru bir bakış açısıyla sorgulamanın yolu yalnızlığı sevmekten geçiyor.
Duygu ve düşüncelerimizi, onlar ile birlikte de karakterimizi, neye göre belirlendiği belli olmayan kalıplardan sıyırmamız ve benliğimize hak ettiği değeri vermemiz gerekiyor. Bana yalnızlığın tanımını ve insanlığın yalnızlığa bakış açısını
derinlemesine düşündüren “Her” filmi sayesinde içimizde yarattığımız o boşluğun çevremizde insan olup olmamasıyla ya da ilişkilerle değil, neye nasıl baktığımızla ilgili olduğunu anladım. Nefret nedir bilmeden birini sevemeyiz, kötülüğü görmeden iyi biri olamayız ve kendimizle baş başa kalmadan insanları tanıyamayız. Yalnızlık bize kim olduğumuzu, hayattaki amacımızı, sevgiyi, kabullenmeyi öğretir. “Kim ki bu yalnızlık karşısında büyülenmemiştir, resmin güzelliğini anlayamaz. Anlıyorum derse, yalandır.” (Genet, Jean. Giacometti’nin Atölyesi. Çev. Yumer, Hür. İstanbul: Metis Yayınları, 2012. 4.Baskı.)

İçimizdeki Boşluk

İçimizdeki Boşluk


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.