İÇİMİZ VAR MI: KENDİ İÇİMİZE BAKMAMAK

0
72

     Acı ruh hali ve geri kalan her şeye ilişkin ifadelerin uygulanmaları için herkesin kabul ettiği genel ölçütler olmalıdır ki bu tür ifadeler olabilsin. Geleneksel görüşlerden biri, uygun koşullarda başkalarına acı veya ona benzer içsel durumlar atfederken kendi başımıza gelenleri esas alarak kendimizi doğruladığımız şeklindedir. Parmağıma bir şey batırırsam ve acıyı içten hissederek inlersem bir başkası parmağına bir şey batırarak kanattığı ve inlediği zaman onun da acıyı aynı şekilde hissediyor olması gerektiği sonucuna çıkarırım. Ancak benzeşim argümanı adı verilen bu argüman son derece zayıftır; karşı tarafın içsel durumuna dair yaptığım çıkarımı mantıksal olarak garanti etmez, çünkü karşıdaki duygularını saklıyor olabilir ya da rol yapıyor olabilir, hatta hiçbir şey hissetmeyen bir robotta olabilir.  

     Deneyim, düşünce, duygu, niyet, beklenti ve diğer kavramları yalnızca bunlara sahip birey tarafından erişilebilen içsel ve özel kavramlar olduğu fikrine karşı saldırıya geçen görüşlerde vardır. Canı yanan çocuk çığlık atar; büyükler çocuğu teselli eder ve ona ünlemleri, daha sonra da tümceleri öğretirler. Yani yeni bir ağrı davranışı öğretirler. Wittgenstein bu terimlerin bir nevi şeyler olduğunu kabul etmeyerek, bunların söz konusu psikolojik kavramları ilgilendiren davranışların bir kısmını biçimleyen dışavurum ya da ifadeler olduğunu ifade eder.  

     Wittgenstein’ın psikolojik kavramlar konusunda bu şekilde düşünmesinin sebebi, elbette acı beklenti gibi sözcüklerin anlamının özel bir iç gösterimle sabitlenemeyecek olmasıdır. Bu mesele, Wittgenstein’a göre, özel-dil argümanıyla yapılandırılır. Bunların anlamı, tüm sözcüklerde olduğu gibi kullanımlarıdır. Kullanımları da üzerinde herkesin uzlaştığı kurallar tarafından, bu uzlaşma olasılığının dayandığı ortak biçim çerçevesinde belirlenir.  Çünkü dil-oyunu davranıştır.

     Bu da Descartes’tan beri felsefeyi uğraştıran ‘diğer zihinler’e ilişkin hiçbir septik sorun olmadığı anlamına gelmektedir. Çünkü bahsi geçen düşünceler – psikolojik terimlerin anlamını, dolayısıyla bizim onları kullanmadaki yetkemizi yapılandıran genel ölçütler- geleneksel filozoflar tarafından özünde içsel sayılan tüm durumların dışsal ölçütlere sahip olduğunu ve olması gerektiğini ve kişinin, gayet sıradan ve hiç de gizemli olmayan bir şekilde bir başkasının içinde bulunduğu durumun ne olduğunu SÖZCÜĞÜN tam anlamıyla bakıp görebileceğini gösterir. O yüzden ifade de neşe, umursamazlık, ilgi, heyecan görürsünüz. Yüzündeki öfkeyi fark edebilmek için kendi içinize mi bakarsınız? Gün gibi karşınızda işte. ‘’Bilinç onun yüzünde ve davranışlarında, sanki bendeki bilinç gibi açıktır’’. 

Kısaca

Bu da demektir ki yaşadığımız şeylerin ve düşüncelerimizin dilsel boyutta gizemli ve muammalı bir karşılığı yoktur. Ancak biz onu gizli kapaklı hayal ederiz. Ancak hiçbir şey gizli değildir, açıktır. Suyu bulandıran psikologlar mıdır! Belki de Freud’dur.

 

İÇİMİZ VAR MI: KENDİ İÇİMİZE BAKMAMAK


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.