Hokka ve Divit

0
1173

  Yağmur, bir gece yarısı sokakları parlatırken hüznünü gökyüzüne emanet etti. Sokak lambaları parıldayan yolların sesi oluverdi. Gece, bitmeksizin odama sızıyordu ki kapadım pencereyi. Soğuksa filhakika ısıtyordu kahvemi. Yollar bildiğin gündüz gibi şimdi. Bu, gecenin bir ışığı olmalı.

  Şimdi senden çok uzakta, senliğinden kaçarcasına varoluşumun en derin ihanetinin olduğu yerdeyim. Camlardan uzak kalmak canlarımı öldürse bile, kaçamak bir caddede bavulum ile seni düşlemeyi bırakamıyorum. Hüzün gecesi olarak adlandırdığım bu gecenin bitmek bilmez saatleri boyunca yanımdaki azgın çeşmenin küçük dalgaları gece ile gündüzü ayırırken, gözlerim kapanıp açılmaktan başka hiçbir faaliyeti göstermiyor.

Ben düşmeleri severim imtihanım.

Okyanusların dalgalarına kırılırım en çokta.

Hem ben ağlamayı da benimsemişim sessizce.

Şimdilerde, göz çukurlarımda tonlarca okyanus damlaları idam ettim yılların saç telleriyle.

  Sokakların çaresiz üşümüşlüğü hiç bu kadar yakın gelmemişti ruhuma. Ağlayabilsem, acımı anlarım. Belki kör bir diviti hokkaya batırdığım gibi batırırım sözgelimi akacak yaşların şeffaflığını.

  Haznesi dolu bir kuyuya bavulumu atıyorum gecenin hayalinde. Sana dair sağır kalan tüm eşyalarım kalmamalı benimle. Sana dairler çoğalırsa kirpiklerime kadar her şeyim gidecek sanki.

  Bir çay gibi oluyor gökyüzü gün doğarken. Çocukluğum aklıma geliyor ben vicdanıma körken. Sabah kahvaltılarında yeni demlenmeye tabir tutulmuş çayın apaçık hali..

  Şimdi gökyüzü bir hayli çayken, tüm varoluşumun hikayesine ışık tutmuş avuç içlerim; elimi tutmuşsun gibi ısınıyor artık.

  Gün doğarken sebepsizce dört bir yanım ayna oluyor. Kaçmalıyım.. Seni görmemem gerek. Eğer görürsem dayanamam.

  Her zaman olduğu gibi eşsiz gülüşünden kaçmakta zorlanıyorum. Bir iple yakalıyor aynaların sen tarafı.

  Seni görürsem yine ne var ne yok, her şeyi göğe asacağım mandallarla. Konuşmamalıyım seninle ki, görme ne hissettiğimi. Ben bilirim kendimi, istesem de hissettiremem hissetmeyene.

  Ekim ayının bitmesine yakın dört bir yanımı çevrelemiş aynalar ve gözümü sımsıkı kapatmış olan ben varım bir caddenin tam ortasında. Günün doğmasına sevinirken, yine içselleştirdiğim karanlığıma geri dönmem hiç iyi olmadı, biliyorum. Gözümü açıp gökyüzünde meydana gelen güneşin doğuşunu seyretmeliyim. Ya da serşar bir bardakta çay içip, yanı başımdaki senle gökyüzünü selamlamalıyım. Ama ne yapıp ne edip seni görmekten korkmamalıyım, seni hissetmekten korkmadığım gibi.

Bir güne uyanırken; Mumlardır gündüze eşlik edip sonbaharda dökülen yaprakların her birini sayan.

Demlenmemiş çay ile bardağımı doldururken,

İçimde kalan her şeydir sessizliği kaçıran.

Üzeri tozlanmış televizyona devirirken gözlerimi,

Oturmakta olduğum gıcırdayan sandalyedir şimdi sensizliğe ağlayan.

Hokka ve Divit


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.