HEDİYE PAKETİ (BÖLÜM 1)

0
284

Rengiz’in basık ve rutubetli dairesinin eski ve pasaklı camları günün ilk ışıklarını ağırlamaya çoktan başlamıştı. Az sonra kısık ve uykulu gözlerle saate baktığında, neredeyse 7 olduğunu görecekti. Sokak henüz güne başlamış sayılmazdı, etrafta cumartesinin rahatlığı ve tembelliği hakimdi. Evdeki kusursuz sesliliğe tepki gösteren tek şey ise, yıpranmış komodindeki ucuz saatti. Bu iç gıcıklayıcı sese daha fazla kayıtsız kalamayan Rengiz hışımla yatağında doğruldu. Dudakları kurumuştu yutkunduğunda ağzında kalan tat midesini bulandırdı. Soluk benizli bir tenin sarmaladığı, ince ve titrek parmaklarıyla yüzünü ovuşturdu. Ardından üzerindeki kalın pikeyi  sağ tarafına fırlatıp,ayaklarını yataktan sarkıttı ve yere bakmaya gerek duymayarak simetrikçe çıkarttığı terliklerini ayaklarına geçirdi. Birkaç saniye kadar süren ufak bir duraksamadan sonra Rengiz artık yataktan kurtulmuştu.

Doğrudan banyoya yöneldi. Her bir adımının eski ve yer yer  kabarmış parkelerde bırakmış olduğu, sevimsiz iniltiye banyonun kapısından gelen gıcırtı da eşlik etmekten geri kalmadı. Banyoya girdiğinde musluğu açmadan önce ellerini lavabonun iki kenarına dayayıp yarım dakika kadar süren ufak bir duraksama daha yaşadı. Kafasından duşa girmek geçiyordu. Fakat bu fikirden vazgeçmesi 30 saniyesini dahi almadı. Yoğun üşen geçliğinin yanına mazeret olarak ise havanın soğukluğunu ekleyerek kendi içinde kendisini haklı kılmaya çabaladı. Ardından çeşmeyi açtı ve epeyce soğuk olan suyu, hızla yüzüne çarptı. Bunu üçüncü kez tekrarladıktan sonra, suyun bir müddet boşa akmasına izin vererek kafasını kaldırdı. En iyi ihtimalle yaklaşık 3 ay kadar önce silinmiş olan aynada, su damlalarının süratle aktığı yüzüne baktı. Çok geçmeden açık bıraktığı çeşmeden gelen şiddetli sesten rahatsız oldu , acelece musluğu kapattıktan sonra yine aynaya döndü. Yüzündeki su damlaları geçen bu arada seyrekleşmiş ve süratleri azalmıştı. Kalın, kumral kaşları ıslanınca dağılmıştı. Hala ıslak olan elleriyle onları kenara yatırarak düzeltti. Ardından bu banyoya kesinlikle ait olamayacak kadar beyaz olan, lavanta kokulu havluya uzandı elleri. Demin düzelttiği kaşlarını yeniden bozmamaya dikkat etti suratını havluyla kurularken. Fakat ellerine ise aynı nezaketi göstermedi, acelece bir-iki kez dokunup havluyu tekrar askısına bıraktı.

Banyodan mutfağa doğru ilerlerken attığı yavaş adımları, parkelerde  evin sessizliği bozmaya çabalarken yine başarılı sonuç almıştı Rengiz için elbette iştahlı olduğu söylenemezdi. Sıska bedeni ve soluk teni bu tanımlamayı ağzınıza tıkmaya kesinlikle yeterli olurdu. Sabahları zaten bir şeyler atıştırmakta epey güçlük çekerken, bir de dün sabah dışarı çıkartmadığı çöpten yayılan ve tüm mutfağı sarmış olan iğrenç koku bu sabah ikinci kez midesini bulandırdı. Bazı sabahlar sadece bir iki fincan çay içer ağzına lokma sürmezdi. Bu sabah ise çay bile içemedi. Tek istediği bu ağır kokudan bir an evvel kurtulabilmekti. Hızlı ve memnuniyetsizce kendisini salona attı.  Tabii salon dediysem gözünüzde avizeli, vitrinli falan yüksek tavan bir oda canlandırmadınız umarım. Küçük ve duvarları rutubet ile kaplı, bir-iki ikinci el eski mobilya ile döşenmiş bir odaydı. Eve ve odaya oranla fazlaca büyük olan pencerelerine rağmen oldukça iç karartıcıydı. Rengiz’de evini pek sevmezdi. Pek de durmazdı burada zaten.

DEVAM EDECEK.

YORUM YAZ!

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.