Hayati

Sevgili Dost,

Aslında herkesin bildiği ama unuttuğu üzre hayat, bir daha tekrarı olmayan bir filmdir. Filmin en güzel sahnesi ise, nefes aldığın ve içinde bulunduğun an’dır; neredeysen ve kimleysen, ne yapıyor ve ne hissediyorsan gerçek olan odur.

Kötü hissettiğin ve vazgeçtiğin an’lar da birer gerçekliktir fakat bu noktada ise doğruluk ve gerçeklik ayrılır.

Hayatta kontrol edemediğimiz şeyler kadar kontrol edebildiğimiz şeyler de vardır ve sadece kontrol edebildiğimiz şeyler bizim sorumluluğumuzdadır.

Sürekli doğruyu aramak her zaman bir sonuca ulaştırmayabilir; bazı doğrular bazı yanlışların arkasına saklanabilir ve bizler de yanlışla karşılaşmadan doğrunun doğru olduğunu anlamayabiliriz her zaman.

Bazen üzülmek gerekir. Hiçbir mutluluk, bir acı gibi ders veremez insana ve aslında bizler en iyi tecrübelerimizi bizi en çok üzen olaylardan sonra ediniriz, en sarsıcı hikayeler hep en iyi öğretmenlerimizdir.

İnsanlar değişebilir ama bu değişim her zaman mutlu etmeyebilir. Aynı kalan şeyler yol alamaz; bazı şeylerin iyi olabilmesi için de değişmesi gerekebilir.

Sosyal çevreniz ne kadar geniş olursa olsun en kötü hissettiğiniz anlarda ilk aklınıza gelen insanlar bellidir ve bunlar size her şeyin üstesinden gelebilirmişsiniz gibi hissettirir.

Bazı yakınlıklar uzaktır ve bazı uzaklıklar yakın; yani bir insan sesiyle de sarılabilir size ve kilometreler sadece sayılardan ibarettir.

Mutluluk gibi keder de bir duygudur ve duygular bizim kim olduğumuzu tanımlamazlar; gelirler ve giderler. Ne sonsuz bir mutluluk vardır ne de sonsuz bir mutsuzluk hali. Gülmek, utanılacak bir şey değildir, ağlamanın da güçsüzlük göstergesi olmaması gibi; gülen bir kadın ahlaksız, ağlayan bir erkekse “daha az erkek” değildir.

Okumanın, gezmenin, evlenmenin yaşı yoktur. Kişisel tercihler vardır ve bunları temellendiren hayat şartları.

Evlilik, çocuk sahibi olmayı zorunlu kılmaz. Anne-baba olmakla karı-koca olmak farklı şeylerdir ve her iki ilişkinin de getirdiği sorumluluklar farklıdır.

Evlilik kadar boşanmak da normaldir. Artık anlaşamadığının kararını veren insanların birbirlerine zarar vermek istemeden hayatlarına devam etme kararı almaları en doğru olanıdır. Olmayan bir şeyi oldurmaya çalışmak iki tarafa da zarar verir; bazen karşılıksız sevdiğimiz elmadan da vazgeçmemiz gerekebilir.

Gerçek sevginin göstergesi kıskançlık değil kabuldür. Bir ilişki kısıtlanmayı değil beraber daha iyi olmayı amaçlamalıdır.

Bir insanı sevmek, onu ve ona ait olan her şeyi aynı ölçüde benimseyebilmektir. Bir insanı değiştirmeye, kendi doğrularınla dönüştürmeye çalışmak o insanı kaybetmekle eş değerdir; çünkü sevgi kusurları yok etmez, onları da kabul eder.

Herkesin seçimleri kendi hayatından yanadır ve kimse bir diğerinin seçimlerinden sorumlu değildir. Bize ait olmayan farklı düşünceler ve doğrular da vardır. Çevremizin bizi yok sayarcasına bize yönelik yaptığı dayatmalar birer dış sestir ve bu noktada size düşen ise; dış seslerin iç sesinizi bastırmasına izin vermemektir. Adı üstünde dış sesler, size değil dışarıya aittir.

Konfor alanı güvende hissettirir; ama her başarı öyküsünün arkasında risk alma söz konusudur ve sadece bu riski alma cesaretine sahip olanlar, olmak istemedikleri yerlerden biraz daha uzakta, kendi benliklerine daha yakın bir konumda dururlar.

Sen de kendini bulduğun bir alanı seç kendine. Kendine ve iç sesine güven. Seni kurtaracak bir kahraman bekleme. Bukowski’nin de dediği gibi: “yıkıldığı zaman altından kalkabileceğin hayaller kur, insanların seni yarı yolda bırakma ihtimalini unutma.”

Kendi benliğinizi bulup size değer katan insanlarla olabildiğiniz, kalbinizin sesine güvenip sadece size ait bir hayatı korkusuzca ve özgürce yaşayabilmeniz dileğimle..