Hayal

Hayatımın her döneminde “hayalperest” olarak adlandırılabilecek kadar çok hayal kurdum. Her adım atışım yeni bir hayalime sebepken, her adımımı beni sana götürmesi için atıyordum.

İçimdeki umutlar hayallerimi derin bir kuyuya atınca hayallerim boyumu aştı. Gerçekle hayali ayırt bile edemezken, seni sen yapan her şey beni var etti. Böylece ruhlarımız ve bütün hayallerimiz ortak oldu. Zamanla sen sesini sustururken ben konuştum. Ben konuştukça sen kayboldun. Bu yola yalnız çıkan ben yine yalnız devam etmeye başladım böylece. Hayallerini paylaştığı birini nasıl unutabilir ki insan? Belki aynı anda gökyüzüne bakıp aynı dileği tuttuk. Belki de aynı şeyleri hissedip birbirimize söyleyemedik. Her şey gizlendi artık. Sakladım her şeyi kendimde. Bazıları kalbime iyi geldi, bazıları ise hafızamı tazeledi.

Ben kendimi yenilerken nefesim kesildi. Bütün umutlarım tekrar toplandılar. Bilmediğim soruları cevaplamaya çalışırken aynı zamanda kendimle yüzleştim. Umutlarımı kurutup kurutmamam gerektiğini hala öğrenememiştim. Her kapattığım pencerenin ardından bakmaya alışkındım ben, üstüne perde örtüp gitmeye değil.

İnsan her şeye alıştığı gibi bütün alışkanlıklarını da değiştirebilirdi aslında. Tek belirsizlik ne kadar zaman alacağıydı. Zamanın kendisiydi bizi tüketen. Gün geçtikçe umutlarım azalırken, kalbime sakladıklarım hep aynıydı. Fil hafızası kadar kuvvetli hafızam ise beni olur olmaz zamanlarda ağlatabiliyordu bile. Ağladığım kadar iyi ki yaşamışım dediğim, ilk gün hissettiğim duygularımı yeniden yaşadığım anlarım da oluyordu tabii ki. Anılar silikleşse de insan ne hissettiğini asla unutamıyormuş meğer, hayalleri kadar duygularını da içinde büyütebiliyormuş gün geçtikçe öğreniyorum.

Yansıttığım duygularımın ışığında, hayal kurmaya ve yeniden iyi ki demeye devam ediyorum. Devamının ne olacağı ise zaman kadar belirsiz ne yazık ki.