Güneşli Günler

0
711

Her şey geçip giderken nasıl da unuttuk ama kendimizi. Kim olduğumuzu, neyi ne kadar sevdiğimizi hatta. Ya da tam tersi oldu bazılarında, kendilerini daha iyi tanıdılar. Ben bu süreçte kendini bulamayan hatta bulmaktan ziyade kaybedenlerdenim. Kaybedenler kulübü? Yok yok,sanmam. O kadar da değil,yani olmamalı!

Her geçen gün daha da eksilerek en ufak bir heves kırıntısı kalmadı içimde. Önceden sevdiğim dizilerin yeni bölümlerini izlemek için vakit yaratmaya çalışırken şimdi vakitten daha bol hiçbir şey yok elimde. Vakit var da, oturup izleyecek, meraklanacak keyif alacak içimdeki “ben” yok. Önceden sabah kahvesi içmek için hemen ağzıma iki yudum bir şey atıp kahveye sarılırdım. Akşam az çay,kahve tüketmem gerektiğini yoksa ertesi gün uyanamayacağımı bilirdim. Şimdi istediğim kadar içebiliyorum, ertesi gün akşam da uyansam değişen en ufak bir şey yok. Ne çok önceden demişim,sanki yıllar öncesinden bahseder gibi. Alt tarafı iki ay! İlk günlerde  sürekli bir şeyler yapmak,üretmek okumak çok heyecanlı geliyordu. Ya da öyle olmasını çok istiyordum. Günler geçtikçe-günler geçip de hiçbir şey değişmedikçe ben de o kahverengi koltukta kalakaldım. Sosyal medyada gördüklerim de tam tersi. Benim dışımdaki herkes kendini bulmuş,tanımış,geliştirmiş. Evde sürekli spor yapanlar, deli gibi alışveriş yapanlar ya da evini dekore edenler. Onları gördükçe kendime küstüm. Küstükçe daha çok sinirlendim. Sinirlendikçe yine o kahverengi koltukta kaldım. Kendime dair yeni hiçbir şey fark etmedim. Zaten yemek yapabiliyordum,yine yaptım. Okuyabiliyordum,yine okudum. Sonra bir şey oldu, bu gözle görülür bir şey değil ama. Ben kendimle hesaplaşmaya başladım. Bunu her zaman yapan biri değilim aslında, pişman olmamak için daha tedbirli davranırım. Kalp kırmamak için,konuşurken düşünürüm. Yani birkaç yıldır. Düşündükçe kendime kızdım. Düşündüğüm için daha çok kızdım. Düşünmeyi bırakamadığım için daha çok. Yani o an bana biri, Ceren virüs senin yüzünden çıktı dese onu da üstlenirdim. Başımıza taş yağsa benim yüzümden deyip oturup ağlardım. Bu böyle gitti,yani buna gitmek denirse. Şimdi ise bunların hepsi bitti. Kendimi zorlamıyorum bir şeyler yapmak için. Yapmaktan ziyade insanların gözüne sokmak için. Çünkü biliyorsunuz biz genelde kendimiz için değil insanlar için yaparız her şeyi. Eşinin aldığı pahalı hediyeyi sosyal medyadaki sahte arkadaşları görmezse eğer,o hediye kabul olmaz. Ya da evindeki pahalı eşyaları insanlar görmezse. Tabii bir de şey var,günde dört öğün içtiği kahveyi farklı farklı sunumlara göstermezse olmaz. Niye aldı ki o zaman o fincanları? Ben de sosyal medyanın bütün velinimetlerinden faydalanıyorum. Ben de içtiğim kahveyi paylaşıyorum ama bu kadar değil. Yani bu kadar olmamalı. Herkes birbirine benzedi,herkes blogger oldu. Ama kimse bunu kendisi için yapmıyor,herkes başkalarının beğenisini kazanmak için parçalıyor kendisini. Neyse konumuz bu değildi.

Artık sadece kendim için varım,sevdiklerim için varım. Dışarı çıkıp bir kahve içmenin, hafta sonu sahile gidebilmenin kıymetini o kadar iyi anladım ki.Hatta biraz daha böyle devam ederse rüyaya falan yatmayı düşünüyorum. Önceden şikayet ettiğim her şeye şu an kavuşmayı bekliyorum. Yoğunluktan,yorgunluktan şikayet ederken şimdi yorulmadığım için uyuyamıyorum bile. İçimde heves yok ama güzel günlerin geleceğine dair umudum bitmek bilmiyor. Sanırım bizi ayakta tutan da umudumuz. Hâlâ güzel günleri beklemek aptallık mı? Hiç sanmıyorum.

“Çocuklar inanın çocuklar

Güzel günler göreceğiz güneşli günler

Motorları maviliklere süreceğiz

Güzel günler göreceğiz güneşli günler.”

Güneşli Günler


CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.